aşkın tan yeri pek ıssız bugün

yoksa derin uykularda mı güneş?

hani gümüşi dallara tutkun kuşlar?

kışa boyun eğmiş bak, şimdi yokuşlar! 

baştan başa altuni seyyar adımlar

zümrüt bakışlar uğruna bir an

hangi yolda kervan var, 

tozu dumana katan? 

üstünde sis perdesi tozlu albümlerin

bulutlar mı üşüşmüş anıların başına? 

halvet eseri mahmur gözler, 

bir harman sitem, içi buruk sözler…

kaç mevsimlik bir şarkı dil ucunda,

notalar ardına sır olup yağan?

âşıkların hangi burcunda

bir nağme, ender ilhamlardan doğan?

gözü yaşlı yine dolunaylı akşamların 

onulmaz dertlerde mi şu durgun hale?

lacivert sevdalı yakamozdan habersiz

berrak hülyalar siniyor yosunlu taşlara

hani şimdi düşleri saran zeytuni efkâr?

rüyalardan mesut karyeler kuran,

dağlarla hemhâl rüzgârlar kadar

bulutların üstünde duran.

artık panjurlara asılı emektar sezgiler

kış uykusunda çoktandır asırlık ezgiler

hani kavak yelleriyle savrulan çoban türküsü?

şimdi olgun bir ney gibi akarken tan

ritim tutuyor hüsnüyusuf, yıldız kaktüsü…

masumane yürekler gibi ufuktan

ışığa varan yolu sayıklar

sarmaşık gülleri, bin fersah uzaktan.

ve şimdi, aşkın tan yerinde

kalplere dokunan arzular var;

parlasın diye güneş, göklerde mütemadiyen

mavilerde toz pembe düşler kursun deniz,

öksüz dallara konsun kırlangıçlar yeniden! 

olsa da tepeler ardında karamsı duman

ağıtlar yakarken bir dizi talihsiz dün,

aşkın tan yeri gülecek bir gün.