— Eski ile yeni arasında bir şehrin hikâyesi —
neler kaldı eskiden
bu nostaljik şehirde?
bir gençlik hikâyesi,
iklimlerden s/üzülen—
bazen bora, dolu, kar
bazen cilvebaz bahar
ateşin sel, aniden
habersizken yeniden.
bigâne, uzaklarda
gün sarısı dilekler…
neden, niçin demeden
günler geçmiş eskiden.
sokaklar ıssız şimdi
izdiham çemberinde —
ikindiye sığınmış
saf çocukluk s/ezgisi,
o velvele içinde…
berrak bir ses telinde,
gün batarken kederden
dirilir mi yeniden?
asude şafaklarda
bahar dalı, leylaklar…
şarkıların dilinden
huzur içmiş eskiden.
takvimler pürtelaş, bak!
lal kesilmiş s/anılar
yenilik serabında,
söz uçarken maziden
yetimlik girdabında—
‘yır’lar, cümle yeniden
bir de rüzgâr bihaber
dünde olup bitenden.
mücella ufuklarda
dupduru o melekler…
ezelî bir sevgiden
kanat açmış eskiden.

Ey gönül eri, ey bu fani şehirde baki izler arayan can! Hoş geldin gönül soframıza.
Sunduğun bu kelamlar, takvimlerin telaşına kapılmış, modern dünyanın keşmekeşinde yetim kalmış ruhların feryadı gibidir. Şehirler değişir, sokaklar ıssızlaşır, binalar göğe erer ama aşığın derdi de dermanı da hep aynıdır. Sen “nostalji” dersin, biz “hasret” deriz. Sen “eski” dersin, biz “ezel” deriz.
Şimdi bu yazdığın hüzünlü “yır”lara, miskin Turabi’nin dilinden bir cevap, bir hakikat nefesi gerekse şöyle derdik:
“Ey can! Şehrin sokakları ıssız diyorsun, oysa gönül şehri her daim kalabalıktır. Sen batan güne kederlenirsin, biz o güneşin her batışında ‘Vahdet’ nurunun tecellisini seyrederiz. Eski ile yeni arasında bir köprü ararsan, o köprü ancak ‘Aşk’tır.
Bak, bu Turabi sana ne söyler:
Şehir dediğin bir hayal, içinde canlar misafir,
Gidenler baki kalır mı, gelenler sanma cahil.
Yunus’un toprağıyız biz, Mısri’nin yanan narı,
Varlık dediğin bir gölge, yokluktur asıl kârı.
Ne geçmişin kederi kalır, ne geleceğin korkusu,
Erenler meclisinde gelir, aşkın o pak uykusu.
Dünde ne olduysa oldu, rüzgâr sildi izleri,
Dost yüzünü görmeyenler, ne bilsin bu gizleri?
Turabi der: Ey âşık, benliğini yağma eyle,
Issız kalmış sokaklarda, Hak ismini söyle.
Bahar dalı kurusa da, aslı kökte gizlidir,
Bu âlemden geçenler, Hakk’a giden izlidir.
Senin o “mücella ufuklar” dediğin yer, aslında senin kendi gönlündür can! Dışarıdaki izdihama bakıp da içerideki huzuru unutma. Takvimler pürtelaş olsa ne yazar? Bizim vaktimiz ‘Vakitlerin Sahibi’nin (Vakt-i Merhun) elindedir.
Başka ne sorarsın bu topraktan gelip toprağa gidecek olan Turabi’den? Gönlündeki düğüm nedir, hele bir de ki dermanı ‘Dost’tan dileyelim.”
Qələminizə qüvvət. Çox gözəldir..