Henüz yedi yaşındaydı. Böbrek iltihabı yüzünden okula gidemedi. Ailesi ve arkadaşları, o günlerde okuması için ona çeşitli kitaplar getirdi. Bunlardan biri de Padmanaba ve Hasan adlı masal kitabıydı ki onu çok etkilemişti. Bu masalda Hintli bir ârif, Şam’da bulunan Müslüman bir gence hikmet-i kebirin sırlarını öğreterek, derin bir kuyunun dibinde bulunan harikalar diyarına ulaştırmasını istemekteydi. Çünkü burada dünyanın en büyük Emir’inin Lâhit’i bulunmaktaydı ve onun altındaki kitabede ise “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.” (Çeliktaban, 2009, s. 17) yazmaktaydı. Onda yıldırım etkisi yapan bu cümlenin Hz. Ali’ye ait olduğunu ise on yıl sonra öğrenecekti. İşte -subjektif de olsa- bu ifade, Annemarie Schimmel’in ömrünün sonuna dek devam edecek Şark yolculuğunun yedi yaşındaki başlangıç noktasıydı.
Schimmel’in Doğumu ve Eğitimi
Schimmel, 7 Nisan 1922’de Almanya’nın Erfurt şehrinde doğdu. Çocukluk yılları, sevgi ve merhametle yoğrulmuş bir ailede geçti. Babası Paul, felsefi ve mistik konulara meraklıydı. Annesi Anna ise çok okuyan biriydi. Yaşının üstünde bir ilmî beceri gösteren Schimmel’in çocukluğunda en sevdiği şey kelimeleri alfabetik olarak sıralamaktı.
Lisede Fransızca ve İngilizceden sonra Farsça öğrendi. Daha sonra Osmanlıca ve Türkçe öğrenmeye başladı. On beş yaşında Arapça öğrenmeye karar verdiğinde ise karşısına Doğu’yu seven ve İslam kültürüne vakıf Dr. Hans Ellenberg çıktı. Ellenberg, ona Arapça öğretmenin yanında tarih, edebiyat ve dinler hakkında da bolca kitap okumasını şart koştu (Özkan, 2003, s. 154). Kendisi daha ilk derste aradığını bulmuş olmanın heyecanıyla her hafta üç kitap okudu. Bu dahi çocuk, bütün bunları yaparken aynı zamanda iki sınıf atlayarak on altı yaşında liseyi bitirdi.
Bu olağanüstü kabiliyetin, başarıdan başarıya koştuğu günlerde tüm lise öğrencileri zorunlu hizmet için Berlin’e çağrıldı. Bunun sebebi yakında çıkacak olan İkinci Dünya Savaşı’ydı. Fakat tıp ve fen bilimleri okuyan öğrenciler bundan muaf tutuluyordu. Bu yüzden fizik ve kimya okumak üzere üniversiteye kaydoldu. Bu arada Ernst Kühnel’den İslam Sanat Tarihi, Walther Björkman’dan da Arapça dersleri almaya devam etti. İslam sanatlarına fevkalâde kabiliyetini keşfeden Kühnel, ona doktora yapma önerisinde bulundu ve doktorayı bitirdikten sonra da yanına asistan olarak alacağına dair söz verdi (Özkan, 2003, s. 162). Schimmel, hocasının yaptığı bu akademik teklifi kabul ederek tüm gayretini Şark’a yöneltti ve hocası Richard Hartmann’ın teşvikiyle Memlüklerde Alimlerin Konumları ve Türkçe Konuşan Askerî Zümre ile Müslüman Elit Arasındaki Münasebetler Sorunu (Schimmel, 1953, s. 71-78) isimli doktorasına başladı. Tamamladığında ise yaşı henüz on dokuzdu.
Tarih, Ekim 1940’ı gösterirken okuduklarıyla yetinmeyip hocası Hans Heinrich Schaeder’e Mevlânâ’nın Mesnevî’sini okumayı tavsiye edip etmediğini sordu. Schaeder, Mesnevî yerine Reynold Nicholson’un tercümesinden Dîvân-ı Kebîr’i okumasını önerdi. Schimmel, kendisini çok etkileyen bu eser hakkında ileride şöyle söyleyecekti: “Dîvân’ı elime alınca yıldırım çarpmışa döndüm. Şiirlerdeki ahenk sürükleyip götürüyordu beni, o zamanlar Farsça vezin ve retoriğe aşina olmamama rağmen, metinleri doğrudan anlayabiliyordum. Öyle ki okumamla birlikte şiirler kendiliğinden Almancaya dönüşüyordu. Fotokopi olmadığı için Nicholson’un tüm kitabını dipnotlarıyla birlikte oturup yazdım.” (Akbulut, 2017, s. 49-50).
Doktorayı bitirdikten sonra Dışişleri Bakanlığı’nda tercüman oldu. Burada çalışırken II. Dünya Savaşı ABD’nin zaferiyle sonuçlandı Ardından beş buçuk ay tutuklu kalacağı Marburg’a gönderildi. Daha önce Berlin’de hazırladığı doçentlik çalışmasını burada biraz daha geliştirerek Memlûk Devleti’nde Asker, Emir ve Sultanların Sosyal ve Kültürel Rolleri tezini hazırladı. 1946’da Marburg Üniversitesine sunduğu bu teziyle ikinci kez doçent oldu (Önder, 2003, s. 562). O sırada üniversitede boş bulunan Arap filolojisi kadrosuna atandı ve Arapça, Türkçe, Farsça, İslam Sanatları ve İslam Edebiyat Tarihi okuttu. Ayrıca ilmî derinliğiyle birlikte mistisizmi fakültede tek savunan Heiler’in derslerini de takip ediyordu ki üçüncü doktorasını onun danışmanlığında İslam’da Mistik Aşk Kavramı (Akbulut, 2017, s. 87) üzerine yaptı.
Schimmel’in İstanbul ve Marburg Dönemi
İstanbul’a, 1952 yılında yazma eserleri incelemek için geldi. Burada Abdülkadir Gölpınarlı, Nihat Sami Banarlı, Yahya Kemal Beyatlı gibi isimlerle tanıştı. Samiha Ayverdi’yle olan dostluğu ise ona Abla diyecek kadardı. İstanbul’da ziyaret ettiği cami ve mekânların hat ve çinilerini incelemekten duyduğu hazzı ise şöyle dile getirecekti: “Burada yaptığım en güzel şey camileri ziyaret etmekti; İstanbul’un başı üzerinde âdeta bir taç gibi yükselen Süleymaniye’nin cazibesine kim kendini kaptırmazdı ki?” (Bal, 2019, s. 67).
Bundan bir yıl sonra gittiği Ankara’da ise çok önemli isimlerle tanıştı. Fakat onun için Ankara’nın asıl önemi, Türkiye’de ilk açılan İlahiyat Fakültesine hoca kabul edilmesiydi. O, bunu ileride şöyle anlatacaktı:
Ankara’da hem ilk Türkçe takririmi sunduğum hem de İslam’a müzahir addedildiğim ve kısa bir süre önce de Marburg’ta Dinler Tarihi alanında ikinci doktoramı aldığım için İlahiyat Fakültesinde boş bulunan Dinler Tarihi kürsüsüne ideal olduğum fikri hâsıl olmuştu. 1 Kasım 1954 tarihinde işbaşı yapma teklifi aldığımda bunu memnuniyetle kabul ettim. Zira, çok sevdiğim Türkiye’de yaşamak ve aynı zamanda İslam hakkında bilgi edinmek için ideal bir fırsat yakaladığımı düşünüyordum (Batuk, 2009, s. 82-83).
Üçüncü doktorasını tasavvuf üzerine yazan Schimmel, Mevlânâ’yı ziyaret etmesi gerektiğine inanmaktaydı. Bu maksatla ilk ziyaretini 1952’de yaparken, 1954’te ise Şebiarus törenlerine davet edildi. Bu dost canlısı insan gittiği pek çok yerde olduğu gibi burada da kalıcı dostluklar kurdu. Ziyaretleri esnasında en çok haz duyduğu şey ise Anadolu kadınının samimi tavırları ve öncesinde duymadığı, görmediği âdetlere şahit olmaktı. Öyle ki Türkiye’de bulunduğu dönemde Kayseri, Konya, Sivas, Hatay vs. Anadolu şehirlerini ziyaret etti. Ayrıca her fırsatta Tunus, İran, Riyad, Hindistan, Mısır ve Pakistan gibi İslâm coğrafyasından ülkelere de ziyaretler yaptı. Özellikle Muhammed İkbal’e olan sevgisinden dolayı Pakistan’a ayrı bir gönül bağı vardı ki kendisi bunun sebebinin Padmanaba ve Hasan masalından kaynaklandığına inanmaktaydı.
Pakistan, onun âdeta ikinci vatanıydı. Kaderimin çizildiği yer diye tanımladığı Pakistan’a ilk ziyaretini 1958’de gerçekleştirdi. Orada gördüğü türbeler karşısında âdeta büyülendi ve nitekim “…Sind’imi seviyordum ve birçok köyü, kutsal mekânı ziyaret ettim. Hanendeler ve sazendeler ile dost oldum, benim için mehtap altındaki kayıklarda çalar ve söylerlerdi. Eski ezgileri, çiftli flavtalar ve muhtelif vurmalı sazlar eşliğinde terennüm ettiklerinde hiç doymak nedir bilmezdim” (Kara, 2003, s. 498) sözleri bunun bir göstergesiydi.
Anadolu’dan ayrılmak zor olsa da 1959’un sonbaharında sevgiyle uğurlanan Schimmel, Marburg’a vardığında soğuk bir atmosferde karşılandı ve eski görevine iade edilmedi. Bunun sebebi, beraber çalıştığı öğretim görevlilerinin, İslam dinine, kültürüne ve Müslümanlara ön yargıyla bakmayan, ayrıca milletlerarası bir şöhrete sahip bu hanım profesöre tahammül edemeyişleriydi. Artık hazımsızlık ve peşin hükümlülük sanki onun önünde Çin Seddi gibi duruyordu. Bu arada Hocası Heiler, Marburg’ta düzenleyeceği kongre için ondan yardım isteyince o yılı öyle geçirdi. Fakat işsizlikten öylesine bunalmıştı ki bir ara Pakistan’a göç etmeyi bile düşündü. Ancak o günlerde Karaçi’de tanıştığı Pakistan Cumhurbaşkanı Bonn’a geldi ve onunla görüşmek istedi. Görüşmeye gittiğinde Şarkiyat Enstitüsünün dekanı olan Türkolog Prof. Otto Spies kendisine profesörlük teklif etti. 1 Mayıs 1961’den 67’ye kadar devam edecek Bonn hayatı bu şekilde başlamış oldu. Burada Arapça, Farsça ve Türkçe dersleri verdi. Ayrıca Dinler Tarihi, Tasavvuf ve İslam Tarihi dersleri okutuyordu. Bu çok yönlü insan sanki aynı mevsimde üç ürün alınabilen bir arazi gibiydi. Zira bunca yoğunluğuna rağmen Arapça, Fikrun Wa Fan (Cebecioğlu, 2007) (Fikir ve Fen) dergisinin editörlüğünü yapıyor ve ayrıca bu dergiye yazılar yazıyordu.
Dinler Tarihi sahasında o artık bir otoriteydi. Dolayısıyla 1965’te Claremont/California’daki Dinler Tarihi Kongresi’ne davet edildi. Burada Harvard Üniversitesi tarafından Hint-Müslüman kültürü okutması için bir kürsü teklifi yapıldı. Aslında yıllardır kendi üniversitesinden beklemişti bunu. Bu yüzden Sühreverdî’nin bir eserinden mülhem, ruhunun gurbetü’l-garbiyyesi (uzak gurbet) dediği Amerika’ya gitti ve orada yirmi beş yıl çalıştı. Emekli olup Bonn’a döndüğünde ise tarih 1992’yi gösteriyordu.
Hayatının Sonbaharı
Hayatının her mevsiminde birden fazla ürün verebilen Schimmel’den evinde oturması beklenemezdi elbet. Dolayısıyla ömrünün sonbaharı dediği emeklilik yıllarında bazen yılda üç bazen de beş kitap yayımlamıştı ki bunların sayısı yüzü geçmişti. Ömrünün semeresi olan bu kitaplara ilaveten gelen ödüller de hayatının hazanını taçlandırdı. Ancak bazı kıskanç ruhlar, onun Alman Yayıncılar Birliği tarafından Barış Ödülü’ne (1995) layık görülmesini hazmedemedi. Eserlerinin ilmîliğine itiraz edemeyenler, onun İslam’a olan sempatisini bir türlü kabullenemiyordu ki bunlar arasında kendi öğrencilerinden Gernot Rotter da vardı.
Schimmel, çok bereketli geçen ömrünün güz mevsiminde sadece akademik başarılar sebebiyle değil, çeşitli ülkelerden de pek çok ödüller aldı. Şiir ve edebiyat (Rückert Ödülü, 1995), sanat ve kültür (Türkiye, 1996) ya da barış (İran, 1994) ödülleri bunlardan sadece birkaçıydı. Ömrümün sonbaharında son noktayı koymadan önce Morgenland und Abendland. Mein West-östliches Leben (Doğu ve Batı. Batılı-Doğulu Hayatım) (Padak, 2007) isimli eserini yayımladı.
Artık yaşı seksen olmuş ve fizyolojik bedeni elveda demeye hazırdı. Binler başak veren bu insan uyanmak için Bonn’da gün sayıyordu. Nihayet tarih, 26 Ocak 2003’ü gösterirken ölüm meleği onu uyandırdı. Çocuk yaşta, hayat çizgisini belirleyen “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.” sözünün ise mezar taşının üzerine Almanca ve Arapça olarak yazılmasını vasiyet etmişti.
Kaynaklar
Akbulut, Ö. E. (2017). Doğudan Batıya Annemarie Schimmel. Sufi Kitap.
Bal, S. (2019). Annemarie Schimmel’in Tasavvuf Anlayışında Türkiye’de Geçirdiği Dönemin Rolü. (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü.
Batuk, C. (2009). Türkiye’de Dinler Tarihi Çalışmalarının Tarihsel Seyri. Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, IX(1), 82-83.
Cebecioğlu, E. (2003). Bir Akademisyen Olarak Annemarie Schimmel. Tasavvuf: İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, IV(11), 583-586.
Çeliktaban, D. (2009). Ölüm Bir Uykudan Uyanmaktır. K dergi, 131, 12-17.
Kara, M. (2003). Doğudan Batıya, Batıdan Doğuya Bakan Bir Alim Prof. Dr. Annemarie Schimmel.
Tasavvuf: İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, IV(11), 487-498.
Önder, M. (2003). Tanıdıklarının Gözüyle Annemarie Schimmel. Tasavvuf: İlmî ve Akademik
Araştırma Dergisi, IV(11), 561-576.
Özkan, S. (2003). Zümrüt Hayallere Adanmış Bir Ömür. İslâm Araştırmaları Dergisi, 9, 153-166.
Padak, F. (2007). Annemarie Schimmel’in Hayatı, Eserleri, Tasavvuf ve Mutasavvıflar Hakkındaki Görüşleri. (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Harran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Schimmel, A. (1953). XIII. Asırda İslâm Dini ile Hıristiyanlık Arasındaki Münasebetler. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, II(4), 71-8.
