Gösterişten ziyade sanatın, kültürün ve medeniyetlerin peşinde yürüdü. Klasik devir Türk tezyininin güçlü ve müşfik eli. Klasik sanatlarımızın hamisi… Hat, minyatür, tezhip, ebru ve daha birçok sanatın ustası İstanbul’un beyefendisi… Üniversite hocası, hekim, sanat tarihçisi, ressam, yazar, nakkaş, müzehhip… Gayesi her daim memleketin ve insanın yararına çalışmak olan hezarfen… Daha birçok meziyet ve istidada haiz mühim, müstesna ve münevver şahsiyet… (Köse, ty).

Bu satırlarda resmedilen faziletli insan kültürüyle, zarafetiyle ve kibarlığıyla bilinen son Ord. Prof. Dr. Ahmet Süheyl Ünver Hoca’dır. İlminin ve sanatının şümulü nedeniyle bin bilimli anlamında hezarfen sıfatını fazlasıyla hak eden bu güzide insan, halk arasındaki ifadesiyle türünün son örneğidir.

Doğumu ve Eğitimi

Ahmet Süheyl Ünver, 17 Şubat 1898 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası, II. Abdülhamid dönemi Posta ve Telgraf Nezâreti İstanbul Muhâberât-ı Umûmiyye müdürü Tırnovalı Mustafa Enver Efendi olup, annesi 19. yüzyılın ünlü hattatlarından Mehmed Şevki Efendi’nin kızı Safiye Rukiye Hanım’dır. Dedesi Mehmet Şevki Efendi ve dayısı M. Hulusi Efendi, onun klasik Türk tezyin sanatına bakışını şekillendiren iki önemli isimdir (Sayar, 2011, s.115).

Süheyl Hoca, orta eğitimini tamamladıktan sonra 1915’te tıbbiyeye girdi. I. Cihan Harbi’nin çalkantılı yılları olmasına rağmen 1916’da Medreset’ül Hattatin’e devam etti. Burada Şevki Efendi ve diğer pek çok klasik Türk sanatının büyük sanatkârlarından tezhip ve ebru alanında icazet almayı başardı. Şevki Efendi, hat sanatımızın sülüs ve nesihteki son ustalarından olup fenafil hat mertebesinde bir hocaydı ki İbnülemin Mahmud Kemal ona hattat-ı hatir unvanı vermişti (Karaoğlu, 2019, s. 5). Aynı yıllarda Galata Mevlevihanesi’nde Şeyh Ahmed Celaleddin Efendi’nin Mesnevî dersini ve semâ âyinini izledi. Mevlevî kültürünün müstesna bir takipçisi olması, 1919’da Ahmed Remzi (Akyürek) Dede ve Abdülaziz Mecdi Efendi’yi onun karşısına çıkardı. Tasavvuf alanında yirmi üç yıl takip ettiği sohbetler sayesinde tarikatlar, tasavvufî akımlar ve düsturları hakkında bilinmeyen malumatları toplama fırsatı buldu. 

Bu dönemde onun sanatının ve hayatının bir diğer dönüm noktası da ressam Üsküdarlı Ali Rıza Efendi ile tanışmasıydı. Bu tanışıklık onun Üsküdar rüyalarını gerçekleştirmesine fırsat verdi. İstanbul fethinin nirengi noktası olan Üsküdar âdeta bu iki insan için canlı bir tuval örneğiydi. Onun “Üstadım Rıza Bey olmasaydı vücuda gelmezdi.” dediği İbrahimağa Defteri bu ruh birliğinin ürünüydü. Ruhumun Mürebbisi Üsküdarlı resim hocam (Sayar, 2011, s. 116) dediği bu insan, ona resim dışında ahlâk, din, tasavvuf ve tarih gibi pek çok alanda tecrübesini aktardı ki İstanbul terbiyesi ve inceliğini ondan öğrendi. 

Mütareke yıllarıydı. Tehlikeyi sezmiş gibi eski yazı diye hor görülen, baltayla kırılıp atılan paha biçilmez kitâbelerin peşine düştü. Geçtiği güzergâhlara medeniyet götüren ecdadımızın bıraktığı izler, henüz terütazeydi. Fakat o sofranın son kalıntılarına yetişmişti. Bir sokağa bağdaş kurmuş, hat levhalı, bakır taslı mermerden bir çeşme… Kubbesi yeşil hâreli eski bir hamam… Hüsnühattın ruhu kıskıvrak yakaladığı hazin bir mezar taşı… Küçük ama şirin bir iskele kahvesi… Ve dahası köşe başında kökleriyle geçmişe tutunmuş münzevi ahşap bir konak… İnsanda ebediyet arzusu uyaran suyun şırıltısına güvercinlerin üşüştüğü zarif bir sebil… Câmi avlusunda ışığın vuruşuyla fıskiyesinden ve kurnalarından köpüklü suların döküldüğü şadırvan… İşte bu tarihî hazinelerin kaybolup gitmesine gönlü hiç razı olmadı.

İstanbul’a âdeta âşıktı. Fakat 1940’ların başlarında başlayan bir dostluk, onun kalbindeki İstanbul aşkını daha da körükledi. Ona göre Yahya Kemal, “bize muazzam ve tükenmez bir milli düşünce hazinesi bırakan ve tarihimizin her safhasını istediği gibi yaşayabilen ve onu her an terennüm eden bir şiir-ü edeb” idi (Ünver, 1972, s. 11). İşte onunla geçen sohbet meclislerinden çok şey öğrendi ki tuttuğu notlardan Yahya Kemal’in Dünyası adlı bir kitap ortaya çıktı.

Ona göre bu medeniyeti inşa etmek için olağanüstü deha gerekmekteydi ki onun “Kalbimizin heyecan ve amâlini temsil eden bin bir bediasıyla İstanbul mavi göklerle Marmara’nın mavi suları arasında yedi tepe üzerine Türk’ün coşkun ve hayran ruhuyla işlediği muazzam ilâhi bir âbidedir.” (Haluk, 1920, s. 1) ifadesi, bunun veciz bir söylemiydi. 

Eserleri ve Sanat Anlayışı

Arapça, Farsça, Fransızca bilen, ney üfleyen, resim yapan, minyatür, tezhip ve hüsnühatla meşgul olan Süheyl Hoca, tarih, 1927’yi gösterirken Dr. Âkil Muhtar Özden’in de teşvikiyle dâhiliyede ihtisası yapmak üzere Paris’e gitti. Burada bir yandan uzmanlaşırken, diğer yandan sanat tarihiyle ilgilendi. Paris Millî Kütüphanesi’nde İslâm yazma eserlerindeki tezhip ve minyatürler üzerine çalıştı. Tıp sahasındaki yazma eserler de gözünden kaçmadı. Döndükten sonra, üç aylığına Avusturya’ya giderek Viyana kütüphaneleri ve müzelerindeki eserleri inceledi. Ömrünü araştırma, yazma, arşivleme, sanatla geçiren Süheyl Hoca “Hayatta her türlü hırsımı yendim, öğrenme hırsımı bir türlü yenemedim.” diyecek ve ardından da “Her şey boştur ama çalışmak ve bunların güzel semerelerini almak hiçbir zaman boş değildir.” (Mesara, 2008) ifadesini kullanacaktı. 

1962 yılının ilk günlerinden birinde Bayezid Meydanı’nda bulunduğu bir vakit taç kapıdaki M. Şefik Efendi’nin enfes yazılarına bakıyordu. A. Hamdi Tanpınar’ın yanından süratle geçtiğini fark etti. A. Hamdi Tanpınar, her zamanki dağınıklığının yanında bir hayli telaşlı görünüyordu. Sekiz on adım atmıştı ki birden geri döndü ve “Süheyl, İstanbul sana emanet!” dedi ve gene o telaşlı hâliyle devam etti (Köse, t.y.). Bu, onun Tanpınar’ı son görüşüydü. Bu hadiseden on beş gün sonra ölmüştü ki kendine emanet edilen İstanbul’u yüzlerce deftere kaydederek ve sayfalar dolusu resim çizerek sahip çıkmaya gayret etti.

Şifahi kültüre ve hafızaya hiçbir zaman güvenmedi ve her dem yazının gücüne inandı. Adedi binleri geçen makale ve kitaplarıyla devasa bir arşiv bırakmıştı. O, “Herkesin bir mesleği, bir de meşgalesi olmalı; o meşgale bütün kültürümüzdür.” (Yıldız, 2025) diyordu. Hayatının her anını bu mefkûreyi rehber ederek yaşamış, eserler vermiş ve öğrenciler yetiştirmişti. Anadolu kültürünün tüm yönleriyle ilgilenmiş, ihya ettiği Topkapı Sarayı Nakışhanesinde, Kubbealtı Kültür ve Sanat Vakfında ve Cerrahpaşa Tıp Tarihi Enstitüsünde önemli görevler ifa etmişti. İstanbul tarihi hakkında, onun eserlerine müracaat etmeden yeterli bilgiye ulaşılamıyordu.

1954’te ordinaryüs profesörlüğe yükseldi ve Amerika’da misafir profesör olarak bulundu. 1967 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesine geçti ve burada Tıp Tarihi ve Deontoloji Kürsüsünü kurdu. Tıp tarihi, bilim tarihi, kültür tarihine ait iki bin beş yüz civarında kitap ve makale yayınladı. Dergilerde, gazetelerde ve ansiklopedilerde sayısız yazı… Yurt içi ve yurt dışında ödüller… On sekiz bilimsel kuruluşa üyelik… Bana yan yan bakıyorlar. Çünkü ben yüceliğin uğrunda çalışarak gecelerimi sabah ettim. Onlar ise sabahlara kadar uyudular. diyen Süheyl Hoca’nın şahsî koleksiyonunda bin dört yüz yetmiş üç defter… Sekiz yüz doksan beş dosya… Yüz sekiz şahsî eşya… Altmış üç tablo ve levha vardı. (Yıldız, 2024).

Buraya kadar özetin özeti hâlinde verdiğimiz ona ait malumat, insanın başını döndürecek ölçüdedir. Hâlbuki, 1915’te başladığı ilim yolculuğunda önüne zaman zaman sarp yokuşlar, engin vadiler ve aman vermez nehirler çıktı. Mesela, Birinci Dünya Savaşı bunlardan biriydi. Yeni bir cumhuriyetin kurulması, üniversiteler kanununun değişmesi, ardından İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi ve derken 1960 ihtilali vs. Bunca karabasanın yaşandığı zaman diliminde bile Romanya, Yugoslavya, Yunanistan’a geziler… Fransa, İsviçre, İtalya, Almanya, Avusturya, Amerika, Roma ve Hollanda’ya seyahatlar… Irak, İran ve Mısır gibi ülkelere yaptığı geziler…

Henüz telefonun bile kullanılmadığı yokluk ve kıtlık yıllarında bugüne miras bırakmak için seyahat defterleri tutması, gazete küpürleri, fotoğraflar, karakalem ve suluboya ile izlenimlerini işlemesi. Kütahya defteri, Bursa defteri, Konya defteri, Edirne defteri gibi isimlerle arşive emanet edilen paha biçilmez ilmî birikimler… 

“İnsanları ilgi alanları inşa eder. Bir insan neyin talibiyse onun talebesi olmuş demektir. Yıllar geçtikten sonra peşine düştüğümüz şeylerin bize neler kattığını anlarız.” (Yıldız, 2024) diyen Süheyl Hoca, ilme ve memlekete beşer takatinin çok üstünde hizmet etti. Bununla beraber hiçbir beklentiye girmeden, büyük ruh mimarlarını gıpta ettirecek, türünün son örneği olsa da onun da sınırlı bir ömrü vardı. Yazdığı Karacaahmednâmesi ile ölümü yakından tanımıştı. Fakat bu tanışıklığı ölümle yüzleşmesine mani olmadı ve tarih 14 Şubat 1986’yı gösterirken Hakk’ın rahmetine kavuşan Süheyl Hoca, Edirnekapı’daki Sakızağacı Mezarlığı’na defnedildi. Vefatı ertesinde onun hakkında çok şey yazılsa da şu cümledeki, “…Tarihî kültürümüzle onun kadar uğraşmış ve onun kadar çok eser vermiş başka birini göstermek mümkün değildir.” (Ayvazoğlu, 1986) ifadeleri tam da onu resmetmekteydi.

Evet, Süheyl Ünver, üniversite hocası, hekim, sanat tarihçisi, ressam, yazar, nakkaş, müzehhip gibi sıfatların da ötesinde bir insan-ı kâmildi. Geride bıraktığı ilmî mirasıyla, geriden gelen bizlere yaptığı şu vasiyetiyle kendisini tanımamızı beklemekteydi.

Beni sakın öldü sanmayın. Bütün hayatımın yaşanmış seneleri Süleymaniye Kütüphanesinde Türk kültür arşivimle binlerce not ve hatıra defterlerimin içinde. Mündericat ve resimlerim emrinize amade. Ben hayatımda Tanrı’mın lütfu, büyüklerim, eş ve dostlarımın teveccüh ve dualarıyla cidden bahtiyar bir ömür sürdüm. Darısı dostlar başına. Boş vakit geçirmeyip benim gibi her şeyi değerlendirin. İnanın ki diğer insanları bıktıracak kadar çok yaşarsınız. Boş geçen her vakit sizleri ölüme götürür. Acıyın kendinize. (Mesara, 2008).

Kaynaklar

Arslanoğlu, E. N. (2019).  Ahmet Süheyl Ünver’in Süleymaniye Kütüphanesi’ne Bağışladığı Defterlerde İstanbul Notları. [Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi], İstanbul Üniversitesi SBE.

Ayvazoğlu, B. (1986, Şubat 19). Ord. Prof. Dr. Ahmed Süheyl Ünver’in Ardından. Tercüman gazetesi.

Haluk, M. (1920/1336). Güzel İstanbul. Edirne Vilayet Matbaası.

Köse, S. (t.y.). Doğu’nun Hatırlı Dostu: A. Süheyl Ünver4, https://www.academia.edu/31261110/S%C3%BCheyl_%C3%9Cnver_Portre_Denemesi_docx

Mesara, G. (2008, Nisan 10). Kızının Gözünden Ordinaryüs Prof. Dr. Süheyl Ünver. sdplatform, https://sdplatform.com/kizinin-gozunden-ordinaryus-prof-dr-suheyl-unver/

Sayar, A. G. (2011). A. Süheyl Ünver Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri. Ötüken Yayıncılık.

Ünver, A. S. (1972). Kırkambar. Türk Ev Kadınları Kültür Derneği.

Yıldız, L. (2024, Aralık 11).  Her şeyin güzelliği, onlara bakanın kalbinde değil midir?”, edebistan.com, https://edebistan.com/deneme/her-seyin-guzelligi-onlara-bakanin-kalbinde-degil-midir