Şehir, akşam güneşinin son ışıklarıyla vedalaşırken, kafede sakin bir şarkı çalıyordu. Kafe bu saatlerde alabildiğine tenhaydı. Bu boşluğun içerisinde iki kişi aynı masada oturuyor ama birbirlerine sadece bakıyorlardı. Yüzlerindeki ifadesizlik, yan yana olmalarına rağmen aradaki mesafenin ne kadar derin olduğunu ele veriyordu.
Birisi, her şeyin anlamını arayan bir bakışla, diğeri ise basit bir huzur beklentisiyle oturuyordu. Uzun zamandır çözüm bulamadıkları bir problem hakkında nihayet bir karara varmışlardı. Aslında sorunu hiçbir zaman dillendirememişler, içten içe kabullenmişlerdi. Bugün de bunu birbirlerine itiraf etmek üzere buluşmuşlardı.
Zaman yavaşça geçerken, gözler de ilk adımı umut içinde karşısındakinden bekliyordu. Ne var ki iç dünyaları o kadar farklıydı ki birbirlerini gerçek manada anlayamıyorlardı. Son altı aydır aralarında esen soğuk rüzgârlar, sessiz bir fırtınaya dönüşmüştü. Birbirlerine duydukları sevgi, çığlık çığlığa yardım istiyordu ama her ikisi de bu yakarışlara kayıtsız kalıyordu. İçleri kan ağlıyor lakin aşamadıkları gururları sonlarını hazırlıyor, beklentiler sarmalı her şeyi yutuyordu.
Geldiklerinden beri kahvelerini hâlâ yudumlamamışlardı. Genç kız, masa örtüsündeki deseni tırnağıyla oynaya oynaya iyice bozmuştu. Delikanlı ise sağ dizini istemsizce ritmik olarak aşağı yukarı hareket ettiriyordu. Aralarında sebebini tam olarak bulamadıkları sessiz bir savaş vardı. Bu savaş ne zaman ve nasıl başlamıştı? İkisi de kazananı olmayan bu çatışmanın farklı cephelerinde yalnız başına mücadele ediyordu.
O sırada kafenin kapısından içeriye neşeli bir çift girdi. İkisi de dönüp onlara bakmak istedi ama gözleri masaya sabitlenmişti. Gelenlerin neşesi kıskanılmayacak gibi değildi; basitti ve bir o kadar da değerliydi. Genç adam, zihnindeki karmaşık görüntülerden, ilk karşılaştıkları günü bulup çıkardı. Yüzünde hafif bir tebessüm oluştu ama bunu karşı tarafa belli etmek istemedi. O gün, dünya yeni bir renge bürünmüştü. Hayatının dönüm noktasıydı çünkü birine âşık olmuştu. Acaba sevdiği bunun farkında mıydı? Bunu ona hissettirmeliydi ama nasıl?
Her gün işe giderken aynı güzergâhı takip etti. Günlerce aynı saatte, aynı durakta onu bekledi. Başını döndüren bu kızı, tam on bir gün sonra o durakta tekrar gördü. Gözlerini ondan alamıyordu. Genç kız durumu fark edince, delikanlı ne yapacağını şaşırdı. Kızın yanakları kızardı, yüzü yere eğildi. Başını tekrar kaldırdığında ise o çoktan gözden kaybolmuştu.
Günler böyle akıp giderken aralarındaki mesafe bir türlü kısalmıyordu. Bir gün genç kız ona, “Merhaba!” dedi. Her şey o an durdu, delikanlı ne diyeceğini bilemedi. “Sizi tanıyorum!” dedi. “İlk söylenecek söz müydü bu?” diye hayıflandı sonra. Oysa bu cümle kızın çok hoşuna gitmişti.
Genç kız ilk zamanlar çok konuşuyordu, şimdi ise aralarındaki yüksek ve kalın duvarlar bir canavar gibi bütün sesleri yutuyordu. Oysa sevdiğinden aldığı ilk çiçek demetini kurumaya bırakmıştı. Hâlâ vazoda ilk günkü hatırasıyla bekliyordu.
O zamanlar, her şey çok güzeldi. Bir araya gelmeleri bir tesadüf gibi olsa da gün geçtikçe aralarında büyüyen masum bir sevgi vardı. Belki de bu, hayatın karmaşasına karşı bir sığınak arayışıydı.
Zamanla her ikisi de kendilerinin dışında bir anlam peşinde koşmaya başlamıştı. Hediyeler, sözler, jestler, artık herhangi bir şey ifade etmiyordu onlar için. Biri, diğerinden ısrarla kendi arzusuyla örtüşen bir şeyler istiyordu. Bu beyhude çaba, birbirlerinden daha da uzaklaşmalarına yol açıyordu. Birisi fedakârlık yapsa yahut küçük bir adım atsa, belki de her şey daha güzel olacaktı. Lakin ikisi de bu basit hamleyi karşıdan bekliyordu. Bir zamanlar birbirlerinin varlığından keyif alırken, şimdi sadece boşluk ve sıkıntı hissediyorlardı.
Genç kız, beklentilerinin kısır döngüsünden çıkmak için kendi kendine sorular soruyordu: “Bir başkasından mutluluk talep edebilmek mümkün müydü? Bir ilişkiye, her insan kendi mutluluğunu taşıyamaz mıydı?” Bu sorular, zamanla daha da belirginleşti ancak onlara bir türlü cevap bulamıyordu. Her adım, her kelime, her bakış sorunlara yenilerini ekliyordu.
Genç adam ise küçük şeylerle sevdiğini mutlu etmeye çalışıyordu ama ne yazık ki bu çabası, her seferinde sevdiğinin içindeki boşluğu daha da derinleştiriyordu. Onun gözlerinde, sürekli yeni bir anlam arayışı vardı. Oysa kendisi küçük bir bakışla yetinebilecek kadar duru yaşıyordu.
Bir gün genç kız, sevdiğine bir şeyler söyledi fakat muhatabı bunun ne anlama geldiğini çözemedi. “Aramızdaki bağ sanki pamuk ipliği gibi!” dedi kız. Bu cümle, genç adamın içinde acı bir kırılma oluşturdu. Sanki bazı şeyler de kendileriyle birlikte bu fay kırığının içine gömülmüştü.
Aslında ikisi de “Birbirimize tutunarak buradan çıkabiliriz.” diye düşünüyorlardı ama bunu söyleyemiyorlardı. Birbirlerinin beklentilerini karşılamak, onları hep yıpratıyordu. Her ikisi de bu yolculuğa artık tek başına devam etmek zorundaydı.
Kafenin müdavimleri ilerleyen saatlerde iyice artmaya başladı. Müzik hareketlenmiş, neşeli bir tarza dönmüştü ancak ikisi de sadece bir uğultu duyuyordu. Genç kız, bu derin sessizliğin içindeki eksik parçanın farkındaydı; küçük bir tebessümle sevdiğine baktı. O anda, aslında her şeyin yeniden eskisi gibi olabileceğini düşündü ama başı önüne düşen delikanlı bu bakışı fark etmedi. Genç adam, bir zamanlar hissettiği o huzuru bir daha bulamayacağına inanıyordu. Biraz sonra başını hafifçe kaldırarak sevdiğinin gözlerine baktı. Aradığı şey oradaydı, bunu biliyordu. Genç kız gözlerini kaçırmadı ancak yüz ifadesi, “Benden çok şey bekliyorsun!” der gibiydi. Sessiz cümleleri, gözleriyle dile getirdiler. Bütün duyguları bir fırtına gibi ikisini de farklı kıyılara sürüklüyordu.
Delikanlı bir ara bütün cesaretini toplayarak elini sevdiğine uzattığında, genç kız kendini geriye doğru çekti. İşte bu, tam da beklenen kırılma anıydı ve hanımefendi yavaşça yerinden kalktı. O an adamın kalbini bir korku sardı. Biliyordu ki sevdiği gidecekti ve giderse bir daha dönmeyecekti. Kendisi de ayağa kalktı, onu durdurmak istedi fakat bunun ters tepebileceğinden çekindi. Etrafına baktı, herkes kendi hâlinde sohbet ediyordu. Kötü bir duruma düşmek istemedi. İkisi de ayaktaydı. Genç kız sevdiğinin gözlerine bakıyor, ondan bir şeyler bekliyordu. İstediğini bulamayınca sırtını dönerek hızlı ve kararlı adımlarla kapıdan çıkıp gitti.
Giderken o masada neler bıraktığının farkındaydı. Bu öyle bir gitmeydi ki sevdiği, arkasından bir seslense hemen dönecekti. Pişmanlıkla umudu bir arada yaşıyordu. Kulağı caddenin gürültüsüne kapalı, sadece sevdiğinden gelecek bir kelimeye odaklanmıştı. Karşı caddedeki küçük sokağa geçinceye kadar hâlâ o çok beklediği sesi duyamayınca gözyaşlarına hâkim olamadı.
Genç adam buz kesmiş bedeniyle hâlâ aynı yerdeydi. Vücudu istemsiz bir şekilde titriyordu. Bir heykel gibi sandalyesine çöktü, daha doğrusu yıkıldı. Acı bir nefesle dudaklarından iki kelime döküldü: “Keşke! Keşke!” Genç kız karşı sokağın kuytusunda kaybolurken, geçmek bilmeyen dakikalar, ona yüz yıllık bir yalnızlık hissi veriyordu.
Genç adam, hâlâ aynı masada hareketsizce oturuyordu. Artık vakit iyice ilerlemiş, kafe yavaş yavaş sessizliğe gömülmüştü. Garson hesabı getirdi. Delikanlı, cebindeki en büyük kâğıt parayı masaya bıraktı ve akşamın karanlığında kayboldu.

Gurur sevginin önüne geçmiş, her iki tarafta savrulup gitmiş,keşke mutlu son olsaydı…mutsuz sonlara alışık değiliz hocam…yinede çok güzel bir anlatı,teşekkürler…
Ferruh bey kıymetli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Belki de bu hikaye de ikisininde mutsuzluğunun önüne geçildi. Mutluluk belki de başka birisiyle…
[email protected]
İfade edilemeyen duygular, çaresizlik, istemsiz vazgeçişler,ihtimallerin arasından en istenmeyenin olması. Keşke herkes hislerini açıkça ifade edebilse,anlaşıldığını hissetse ve şartsız kabul edilse. Hayatın içinden bir hikaye tebrik ederim
Sait bey düşüncelerinize çok haklısınız. Çok teşekkür ederim sağolun 🥰
Erkek görevini yaptı,kız anlamadiysa yapacak bir şey yok…Adem bey ,yazının devamını istiyoruz,merakta bırakmayın lütfen…
Zeki bey bu güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim sağolun 🥰
Kaleminize sağlık
Atilla bey çok teşekkür ederim ❤️❤️❤️
Tasvirler ve teşbihler müthiş. İnsanı peşinden sürüklüyor okurken. Be kendinizden bir parça buluyorsunuz.
Jacob bey hikayeyi beğenmiş olmanıza çok sevindim teşekkür ederim. ☕🌹
Ve kendinizden bir parça buluyorsunuz. Okumak… edebiyat insanlık buhranını yaşarken sığınacağımız bir manevi liman çünkü duyguları yazı ile nesilden nesile akan bir ırmağa dönüştürür…
Emeğine sağlık Adem Hoca. Aşk ve iletişimsizliğin yarattığı mesafeyi çok iyi yansıtmışsın; derin duygularla dolu, mutsuz bir ayrılış…
Mustafa bey çok teşekkür ederim. Belki de ikisi mutlu olacağı başka bir yola giriyor.
Emeğine sağlık,çok güzel bir yazı olmuş.Her ay yazını dört gözle bekliyorum.Kolaylıklar dilerim.
Levent bey hikayeyi beğenmiş olmanıza çok sevindim teşekkür ederim sağolun 🥰
Harika bir öykü. Yüreğinize sağlık sevgiler saygılar
Çok teşekkür ederim sağolun 🥰
Çok dokunaklı ve sade bir dille, konuşulamayanların insanı nasıl yavaş yavaş ayırdığını anlatmışsın. Sessizlik burada neredeyse bir karakter gibi; iki kalbi aynı masada oturtup farklı yönlere sürüklüyor. Okurken “bir adım”ın ne kadar kıymetli olduğunu acı bir şekilde hissettiriyor. Çok beğendim elinize zahmet.
Atilla bey hikayeyi beğenmiş olmanıza çok sevindim teşekkür ederim sağolun
Çok güzel anlatılmış hüzünlü bir hikaye. Okurken karışık duygularla boğuşuyorsunuz. Ne mutlu size Adem hocam bu güzel eser için.