Sinemanın icadından bu yana, bir film çekmek aynı zamanda seyirciyi eyleme sevk etmenin de bir yolu olmuştur. Sinemanın diğer sanat dallarından farklı olarak düşünceyi şoka uğratıp hareketli imgelerle kurguladığı gerçekliği izleyiciye iletme işlevi, onun politik, ekonomik ve toplumsal bir değişim aracı olarak kullanılmasına da yarar. Hâkim düşüncenin bir nevi propaganda görevini üstlenen sinema, özellikle II. Dünya Savaşı öncesi ve sırasında neredeyse savaşın her iki düşmanı tarafından da sıklıkla kullanılmıştır.

“İdeoloji olmadan sanat olmaz.” görüşünü savunanlara göre her film aynı zamanda politik bir duruş sergilerken “İdeolojinin olduğu yerde sanat olmaz.” inancını paylaşanlara göre de sinema estetik bir sanat olarak kalmalı, içinde siyaset barındırmamalıdır. 

Aslına bakacak olursanız her film kadrajlardan meydana gelir ve her bir kadraj seçimi de aslında diğerini dışarıda bırakan bir seçimdir. Sinema işte tam da bu seçim yüzünden doğası gereği politiktir. Başlangıçta senaristin yaptığı seçimleri daha sonra yönetmeninkiler izler; oyuncu seçiminden mekân kullanımına, renk tercihlerinden müziklere kadar bir seçim işidir sinema ve bu seçimler hep onu seçenin düşüncesine göre şekillenir. Mike Wayne’in de dediği gibi “Tüm filmler politiktir ancak her film aynı tarzda politik değildir.” ve “Kameranın konduğu yer ideolojiktir.”

Politik sinema denince elbette akla sadece propaganda ve ideoloji gelmemelidir. Haksızlıkları duyurmak, insan hakları, işkence, derin devlet kanunsuzlukları, her türlü adaletsizlik, açlık grevleri, terör tanımı ve yaklaşımı, etnik ayrımcılık, faşizme karşı mücadele ve elbette olmazsa olmaz savaşlar her zaman politik sinemanın konusu olmuştur.

Kitleleri büyüleme özelliği fark edilir edilmez politika için kullanılmaya başlanan sinema, icadından kısa bir süre sonra I. Dünya Savaşı sonucu yıkılan imparatorlukların yerine kurulan ulus devletler için çok etkili bir silah olmuştur. Yeni devletlerin halk tarafından benimsenmesi ve kuruluş ideolojilerine halkın ikna edilmesi adına sinema güçlü bir araçtır. Sinema, seyircinin sadece görüp seyretme yoluyla ihtiyaçlarını karşılayabildiği canlı ve şiirsel bir yapıdır ve seyredenlerden de hiçbir beklentisi yoktur, hatta seyircinin okuma yazma bilmesine bile gerek duymaz. İşte bu yüzden seyrederken alınan hazzın içine yerleştirilen ideoloji, hâkim güçlere geniş bir alan sağlar.

Sinemanın bu sihirli işlevini ilk fark edip kullanmaya çalışan Lenin olmuştur. “Sinema bütün sanatlar içinde en önemli olanıdır.” diyen Lenin, 1919’da ülkedeki tüm film endüstrisini devletleştirmiş ve ardından Sovyetler Birliği Devlet Sinema Enstitüsü’nü kurmuştur. 

1925 yılında çekilen Potemkin Zırhlısı, politik sinemanın ilk ve en başarılı örneklerinden biridir. Devrim öncesi Çarlık Rusyası’nın işçiler üzerinde uyguladığı acımasızlığı anlatan Sergei Einstein yapımı film, Rusya’nın en ücra kasabalarına kadar gösterime sokulmuş ve halka bu film sayesinde sosyalist ideoloji anlatılmaya çalışılmıştır. Hatta yıllar sonra filmi izleyen Hitler’in propaganda bakanı Goebbels bile filmi izleyince neredeyse “Bolşevik” olacağını söylemiştir. Film teknikleri açısından Potemkin Zırhlısı o yıllardaki imkânlara rağmen o kadar başarılı olmuştur ki 1989’da Brian De Palma tam bir yıldızlar geçidinden oluşan “Dokunulmazlar” filminde meşhur “Odessa Merdivenleri” sahnesini kullanmaktan çekinmemiştir.

Sinema ve politika dendiğinde elbette Hitler ve Nazi Almanyası’na değinmeden olmaz. 1934 yapımı İradenin Zaferi filmi, Nazilerin sinemayı bir propaganda aracı olarak başarılı bir şekilde nasıl kullandıklarının en büyük örneğidir. Leni Riefenstahl yönetmenliğinde on binlerce figüranın kullanıldığı filmin başarısı sonrası Yahudilerin şeytanlaştırılıp faşizmin kutsandığı pek çok film daha çekilmiş ve böylece halk Nazi iktidarına ve Yahudilere karşı yapılacak soykırıma rıza gösterecek hâle getirilmiştir. Bu filmde kullanılan askerlerin topluca yürüyüş sahneleri o kadar etkilidir ki onlarca yıl sonra “Yıldız Savaşları” ve “Yüzüklerin Efendisi – İki Kule” filminde neredeyse aynen kopyalanarak kullanılmıştır.

Nazilerin propagandalarına Amerika’dan verilecek cevap elbette gecikmez. Hitler ve benzeri tüm diktatörlerle dalga geçen Charlie Chaplin, Büyük Diktatör filmiyle gerçekten de sinema tarihine geçen bir komedi çeker. Bu filmle birlikte sinemaya politik komedi kavramı da yerleşmiş olur.

II. Dünya Savaşı’nın ardından gelen Soğuk Savaş ve sonrasındaki Vietnam Savaşı, politik sinemanın 1960 -1970’li yıllarda yükselişe geçtiği dönem olur. Bu yıllar ve sonrasında özellikle Vietnam Savaşı’nda verilen kayıpların artması ve Watergate gibi skandallar sinemada işlenmeye başlar. Sinema tarihinin belki de en savaş karşıtı filmi olan 1971 yapımı Johny Askere Gitti o yılların en politik filmlerinden biridir. 1976 yapımı Başkanın Bütün Adamları ise Watergate’i anlatan oldukça cesur bir film olarak tarihe geçer. Stanley Kubrick’in 1987 yapımı Vietnam Savaşı’nı farklı boyutlarıyla işlediği Full Metal Jacket ise savaşı sorgulatan yaklaşımıyla büyük ilgi toplamıştır.

Politik sinemanın etkili anlatımlarından biri de biyografik hikâyelerdir. Gandhi, Malcom X, Mandela, Ömer Muhtar gibi tarihte yer edinmiş büyük şahsiyetlerin hayatları, savundukları fikirler ve ortaya koydukları mücadele, kitlelere ulaştırılması adına politik sinemanın bir başka yüzü olmuştur.

Türk sinemasına baktığımızda ise yeni kurulan cumhuriyet ideolojisinin pekiştirilmesi adına dinî geleneklerin eleştirilip modernizmin savunulduğu başarısız filmlerden sonra özellikle 70’li yıllarda başlayan “sosyalist” eğilimli filmler politik sinemanın en başarılı örneklerini vermiştir. Bu dönemde sosyal haklar, grevler, kan davası, töre, sosyal adaletsizlik gibi konular filme aktarılırken 1980 darbesiyle bu süreç bitmiş ve Türk sineması ciddi bir krize girmiştir. Krizi gayriahlaki filmlere yönelerek aşmaya çalışan Türk sineması, bu dönemde ciddi bir yara almış ve kendisini toparlaması biraz zor olmuştur.

1980 darbesinin etkilerinin geçmeye başlamasıyla darbenin sorgulandığı, o dönemde uygulanan işkencelerin, hapishane koşullarının ve çiğnenen insan haklarının anlatıldığı filmler çekilmeye başlanmıştır. Yılmaz Güney’in Duvar, Tunç Başaran’ın Uçurtmayı Vurmasınlar filmi o dönemin etkili politik filmleridir. Daha sonra çekilen Beynelmilel, Pardon, Mavi Gözlü Dev gibi örneklerin yanında özellikle Takva gibi günümüzde en çok eleştirilen din-siyaset-para ilişkilerinin anlatıldığı konuları, erken dönemlerde işleyen politik filmlerin yanında İki Dil Bir Bavul gibi ana dil konusunu işleyen filmler de listemize girebilir.

Tüm bunların yanında başrolünü Kemal Sunal’ın oynadığı akıllara kazınan Zübük, Kibar Feyzo, Davacı, Katma Değer Şaban, Çöpçüler Kralı, Propaganda gibi filmler de politik komediye verilebilecek en güzel örneklerden bazılarıdır.

Bu filmlerden bir kısmı her ne kadar politik komedi olsa da aslında politik sinema izlemek çoğu zaman seyirci için zordur, öyle elde patlamış mısır koltuğa yaslanarak izlemenize izin vermez bu filmler. Keyfinizi kaçırır, içinize bıçaklar saplar, göğsünüze oturup nefesinizi keser, en azından canınızı sıkar ama sizi bilinçlendirir, harekete geçirir, inisiyatif almanızı sağlar.

Sonuç olarak sinema başta da dediğimiz gibi doğası gereği politiktir, önemli olan soru ise sinema ile nasıl bir politika üretildiği ve nasıl bir dünya kurgulandığıdır. Bu sorular üzerine şekillenen sinema da politikanın bizzat kendisine dönüşür. Sinemanın politik olarak kitleleri nasıl etkilediğini anlamak için yazıda kullandığımız örneklerin dışında şu filmlerin izlenmesi de faydalı olacaktır:

Z (1969)

JFK (1991)

Olimpo Garajı (1999)

Tarafsız Bölge (2001)

Kanlı Pazar (2002)

Hotel Ruanda (2004)

Hunger-Açlık (2008)

Reply 1988 (2015)

12 Yıllık Gece (2018)

Kaynakça

İyigüngör, V. (2015). Demokrasi Dışı Rejimlerde Devlet-Birey Devlet-Toplum İlişkisinin Sinemada Temsili. İstanbul: Marmara Üniversitesi Yayınları.

Keşaplı, O. (Haziran 5, 2016). Siyasi Sinema Nedir. Azizim Sanat Örgütü. http://www.azizmsanat.org/2016/06/05/siyasi-sinema-nedir-onur-kesapli/

Sava, C. ve Orhun, O. (Mart 22, 2019). Sinema ve Siyaset İlişkisi Üzerine Düşünceler. Troçkist. https://trockist.net/index.php/2019/03/22/sinema-ve-siyaset-iliskisi-uzerine-dusunceler/

Yetişkin, E. (2010). Güncel Politik Sinemayı Yeniden Düşünmek. Akademik İncelemeler Dergisi, 5(2), 95-116.