“O günler ne samimi ne heyecanlı günlerdi. Bir gün bile ümidimizi kaybetmedik, asla yeise düşmedik. Ne topumuz vardı ne tüfeğimiz… Fakat imanımız çok büyüktü. İstiklal Marşı bu ümitle yazıldı. O zamanı bir düşünün, imanım olmasaydı yazabilir miydim? Zaten ben, başka türlü düşünüp başka türlü yazan biri değildim. Bu elimden gelmez. İçimde ne varsa, bütün duygularım yazılarımdadır. Şu var ki İstiklal Marşı’nın şiir olmak üzere bir kıymeti yoktur. Ancak tarihî bir değeri vardır. Allah bu millete bir daha ‘İstiklal Marşı’ yazdırmasın!” (Tosun, 2020).

Yukarıdaki ifadeler, bir milletin yeniden diriliş destanını anlatan İstiklal Marşı yazarımız Mehmet Akif Ersoy’a aittir. Millete armağan ettiği bu marşı, yedi eserinden oluşan “Safahat” adlı külliyatına da almamıştır.

Ailesi, Doğumu ve Eğitimi 

Mehmet Akif, Aralık 1873’te İstanbul’da doğar. Babası, ebcet hesabıyla doğumuna tekabül eden Ragîf ismini koyar. Ancak bu isim ev halkı tarafından kullanılamayınca Akif”e dönüşür ve nüfusa da Akif olarak geçer. Babası, Mehmet Tahir Efendi, annesi ise Emine Şerife Hanım’dır. Tahir Efendi, çocuk yaşta Arnavutluk’tan İstanbul’a gelmiş olup Fatih Medresesi âlimlerinden birisidir. Annesi ise aslen Buharalı olan Tokatlı bir aileye mensuptur. Nuriye adında bir kızları daha vardır. 

Akif’in doğrucu, hakperest ve dürüst şahsiyetinin temellerinde Safahat’ta, “Hem babam hem hocamdır, ne biliyorsam kendisinden öğrendim.” (Ersoy, 1993, s. 184) dediği babasının rolü çok büyüktür. Çok hassas, asaletli ve dindar bir kadın olan annesinin de onun üzerinde derin bir tesiri vardır. İlk tahsiline babasından aldığı Arapça eğitimi ile başlayan Akif, iki yıl kadar Emir Buharî Mahalle Mektebine gider. 1880’de Fatih Mekteb-i İbtidaîsine giren Akif, ardından Fatih Merkez Rüştiyesini iki yılda bitirerek Mülkiye Mektebinin idadi kısmına kaydolur. Lisan öğrenmeye aşırı ilgisi olduğu için daha lise yıllarında Türkçe, Arapça, Acemce ve Fransızcayı öğrenir. Ayrıca o yıllarda başlayan şiir tutkusu da giderek artar ve ilk okuduğu şiir kitabı Fuzûlî’nin Leyla ve Mecnûnu (Tosun, 2020) olur.

Edebiyat hocaları arasında, İsmail Safa ve Muallim Naci gibi devrin meşhur edebiyatçıları vardır. Ancak bu okulun ilk sınıfında iken babası vefat eder. Dolayısıyla o, bir an önce hayata atılabilmek için Mülkiye Baytar Mektebine geçer ve burayı da birincilikle bitirir.

Memuriyet Hayatı ve Teşkilât-ı Mahsusa Yılları

Memuriyete, Ziraat Nezareti Umûr-ı Baytâriye ve Islah-ı Hayvanat müfettiş muavinliği ile başlar. Bu sırada Rumeli merkezli olarak Edirne’de, Anadolu merkezli olarak Adana’da ve Arabistan merkezli olarak da Şam havalisinde bulaşıcı hayvan hastalıkları üzerine çalışır. İş için gittiği bu coğrafyalarda şiir ve sanat anlayışını şekillendirecek olan halk kitlelerini tanıma imkânı bulur. Örneğin Safahat’ta yer alan Necid Çöllerinde şiiri, onun o coğrafyaya ait günlerini resmetmektedir.

Bu seyahatleri esnasında, küçük yaşta başlayıp da tamamlayamadığı hafızlığını bitirir. İslam dünyasının kelam, felsefe, tefsir ve usûl-i fıkıh alanlarında tanınmış âlimlerinden Fahreddin er-Râzî, Hüccetü’l-İslam İmam Gazzâlî, Fars edebiyatının en büyük şairlerinden Hafız ve Sadî-i Şirazî gibi isimlerin eserleriyle meşgul olur. 1895 yılından itibaren Gayret, Hazine-i Fünûn, Resimli Gazete, Mekteb, Servet-i Fünun gibi edebiyat dergilerinde yazar (izu.edu.tr, t.y.).

II. Meşrutiyet’in ardından Ebul’ulâ Mardin ve Eşref Edip’le birlikte, daha sonra tüm şiir ve yazılarını da neşredeceği Sırat-ı Müstakim mecmuasını çıkartır. Aynı yıl, İstanbul Darülfünun Edebiyat Şubesi Osmanlı edebiyatı hocalığına atanır. Bu arada Balkan Savaşları başlayınca, Müdafaa-i Milliye Cemiyetinde görev alır ve bu savaşların oluşturduğu vahim durumu anlatmak için Fatih, Bayezid ve Süleymaniye Camilerinde vaazlar verir. Bu vaazlarında ümitsizliğe düşmemek ve birlikten ayrılmamak gibi konuları işler. Bu arada adı Sebilürreşad olarak değişen dergisinde de Hakkın Sesleri (Okay ve Düzdağ, 2003) adını verdiği şiirler yazar.

1914 başlarında Mısır ve Medine’ye bir seyahat yapar. Aynı yılın sonbaharında, Teşkilât-ı Mahsusa’nın görevlendirmesiyle Berlin’e gider (izu.edu.tr, t.y.). Burada, İtilaf Devletleri safında savaşıp esir düşen Müslüman askerlerin kamplarını ziyaret eder ve bağımsızlığa yönelik konuşmalar yapar. Bu seyahatin ardından Teşkilât-ı Mahsusa’nın hazırladığı bir heyetle Necid bölgesi ve Medine’ye gider. Bu seyahatlerindeki intibalarını daha sonra manzumeler hâlinde yazar.

1918 ortalarında, Mekke Emiri Şerif Ali’nin davetlisi olarak bir ay kadar Lübnan’da bulunur. Döndükten sonra Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye’nin başkâtipliğine getirilen Akif’e müessesenin yayın organı olan Ceride-i İlmiye’nin idaresi de verilir. Bu arada Maarif Nezareti’nce İstanbul Darülfünunu’nda oluşturulan Kamus-ı Arabî Heyeti (Okay ve Düzdağ, 2003, s. 433) üyeleri arasında da yer alır.

Millî Mücadele Yılları ve Mebus Seçilmesi

I. Dünya Savaşı sonrası, Millî Mücadele hareketini başlatan Kuva-yı Milliyecilerle görüşmek için Balıkesir’e gider ve Balıkesir Zağnos Paşa Camisi’nde halkı direnişe çağıran konuşmalar yapar. O arada hem İstanbul’un işgalinden dolayı yaşadığı sansürler hem de Anadolu’dan gelen davet nedeniyle Meclisin açılışının ikinci günü Ankara’ya ulaşır.

Hacı Bayram Camisi’nde verdiği Millî Mücadele’yi destekleyen vaazından dolayı, Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye görevinden azledilir. Bundan sonra Burdur mebusu seçilir ve Eskişehir, Kastamonu, Burdur, Antalya, Konya gibi illerde halka Millî Mücadele’yi teşvik eden konuşmalar yapar. Bu konuşmalar, Anadolu’da çıkmaya başlayan Sebilürreşad mecmuasında yayımlanır. Bütün bu çalışma ve gayretleri, kendisinin Millî Mücadele’nin manevi lideri olarak anılmasını sağlar.

İstiklal Marşı’nın Yazılma Süreci  

Bu arada Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde, Türk şairlerinin nazarıdikkatine başlıklı bir ilan yayımlanır. Bu ilan; millî marşın, Maarif Vekâletince kurulan edebî bir heyet tarafından yarışmaya katılan eserler arasından 23 Aralık 1920’de seçileceği; yarışmayı kazanan eserin yazarına 500 lira, bestesi için de 1000 lira nakdî mükâfat verileceği (Tosun, 2020) duyurulur.

Bu duyurudan sonrası Millî Marş yarışmasına 724 şiir katılır fakat hiçbiri kabul görülmez. Akif ise yarışmaya konulan mükâfat nedeniyle katılmaz. Ancak devrin Maarif Vekili Hamdullah Suphi, Hasan Basri Çantay’a Akif’e iletilmek üzere bir tezkire verir. Tezkire şöyledir: “İstiklâl Marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamalarındaki sebebin izalesi için pek çok tedbirler vardır. Zatınızın talep edilen şiiri vücuda getirmeleri için son çare olarak kalmıştır. Asıl endişenizin icap ettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve heyecanlandırma vasıtasından mahrum bırakmamanızı rica eder ve bu vesile ile en derin hürmetlerimi arz eylerim, efendim.” (Çantay, 1966, s. 63).

Akif’in mükâfatın kaldırılması şartıyla Kahraman Ordumuza ithafen diyerek yazdığı şiiri, diğer şiirlerden bağımsız şekilde, İstiklal Marşımız olarak 12 Mart 1921 tarihinde kabul edilir. Ancak kanunen kaldırılamayan para mükâfatı, Akif tarafından fakir İslam kadın ve çocuklarına iş öğretme imkânı tanıyan Daru’l-Mesai (Düzdağ, 2013, s. 119) adındaki bir hayır cemiyetine bağışlanır.

Mısır Yılları ve Kuran Meali Yazması

Akif, Meclisin ikinci döneminde aday gösterilmez ve dolayısıyla Ekim 1923’te, dostu Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine Mısır’a gider. Bu yıllarda, Kahire’deki el-Camiatu’l-Mısriyye’nin Edebiyat Fakültesinde, Türk dili ve edebiyatı dersleri verir.

Bu arada Meclis, temel İslamî kültürün millete kendi diliyle öğretilmesi gerektiği düşüncesiyle Kuran’ın tercümesi, tefsiri ve bir de Sahih-i Buharî muhtasarı Tecrid-i Sarih tercümesi hazırlatılmasına karar verir. Genel kanaat, bu tercümeyi Akif’in yapması yönündedir. Bu tercihin sebebi ise Sebilürreşad dergisinde yazdığı tefsir yazılarıdır (Düzdağ, 2013, s. 138).

Ancak Akif, bu teklifi kabul etmez. Aksekili Ahmed Hamdi ve Elmalılı Hamdi Yazır’ın ısrarıyla bu vazifeyi üstlenir. Mısır’a gittikten birkaç ay sonra da Kuran’ın tercümesi üzerinde çalışmaya başlar. 1928 yılında tercümenin müsveddesini bitirdikten sonra dört yıl boyunca tercümeyi yeniden gözden geçirir. Fakat yeni idarenin namazlarda Kuran’ın Arapça aslı yerine tercümesini okutacağı şeklinde duyumlar alınca bitirdiği tercümeyi yaktırdığı (Düzdağ, 2013, s. 140) rivayet edilir.

Eserleri

Akif, 1911 yılı Nisan’ından itibaren daha sonra 7 kitapta toplayacağı Safahat adlı eserini meydana getirecek manzumelerini Sırat-ı Müstakim mecmuasında neşre başlar. Safahat-Birinci Kitab dışında Akif, farklı tarihlerde Süleymâniye Kürsüsünde (1912), Hakkın Sesleri (1913), Fatih Kürsüsünde (1914), Hatıralar (1917), Asım (1924) ve Gölgeler (1933) adlı kitapları neşreder (izu.edu.tr, t.y.).  

Hastalığı ve Vefatı

Sıkıntılarla geçen on bir yıllık Mısır hayatının ardından Akif, 1935’te rahatsızlanınca hava değişimi için bir ay kadar Lübnan ve Antakya’ya gider. Ancak hastalığının artması nedeniyle 18 Haziran 1936’da İstanbul’a döner. İstanbul’da Prenses Emine Abbas Halim’in misafiri olan Akif, Şişli Sağlık Yurdu doktorları tarafından müşahede altına alınır ve uzun bir tedaviye ihtiyaç olduğu anlaşılınca Abbas Halim Paşa’nın vekili Fuad Şemsi Bey tarafından Mısır Apartmanı’na yerleştirilir. Daha sonra Prens Halim Bey’in Alemdağ’daki Baltacı Çiftliği’ne götürülür. 

Akif, artık gün saydığının farkındadır ve dolayısıyla burada kendisinin ziyaretine gelen dostları ve sevdikleriyle vedalaşır. Nihayet sayılı günler biter ve Akif, Asım isimli eserini kendisine ithaf ettiği vefakâr dostu Fuad Şemsi Bey’in kucağında 27 Aralık 1936 tarihinde vefat eder. Şair, mütefekkir, mütercim ve Sırat-ı Müstakim-Sebilürreşad başmuharriri Akif, devrin şartları gereği resmî makamlardan gerekli ilgiyi görmez. Dolayısıyla cenazesi, üniversite gençliği ve halkın yoğun ilgisiyle Bayezid Camisi’nden kaldırılarak Edirnekapı Mezarlığına defnedilir.

Kaynaklar

Çantay,  H. B. (1966). Âkifname (Mehmed Âkif). Mürşid Çantay.

Düzdağ, M. E. (2013). Mehmed Âkif Ersoy.  Kapı Yayınları.

Ersoy, M. Akif (1993). Safahât. (Neşr.: M. Ertuğrul Düzdağ).

izu.edu.tr (t.y.). Mehmet Akif Ersoy. izu.edu.tr, https://www.izu.edu.tr/izu-hakkinda/tarihce/mehmet-akif-ersoy

Okay, M. O. & Düzdağ, M. E. (2003).  Mehmed Âkif Ersoy. İçinde: İslam Ansiklopedisi, TDV Yayınları, (Cilt 28, ss. 432-439).

Tosun, Y. (2020, Mart 11). Allah bu millete bir daha ‘İstiklal Marşı’ yazdırmasın!.. Independent Türkçe, https://www.indyturk.com/node/144786/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/allah-bu-millete-bir-daha-i%CC%87stiklal-mar%C5%9F%C4%B1-yazd%C4%B1rmas%C4%B1n