
Az gidip uz gidip, dere tepe düz gidip bir arpa boyu yol alamayan insanlardanım. Muradına ermek, kurtarılacağı kurtarmak ya da hapsolduğu karanlıklardan kurtulmak masal kahramanlarının işi. Bana düşen ise gerçek hayatın düz insanı olarak “hayhuy”larla, “ah vah”larla gün tüketmek. Masal dinleyip heyecana gelmek ama o masalın kahramanlarının yanından bile geçmemek. Bu hâle birdenbire gelmedim. Önce kulağımı, sonra gözümü, en sonunda da kalbimi kaybettim.
Her şey gerçekleri masal gibi algılamamla başladı. Hakikat bir üstûre gibi geldi kulağıma. Göz için örnekler de olmayınca kalbim hakikati hayal zannetti. Anlatılanlar masal olmadığı gibi yaşayanlar da masal kahramanı değildi. Acılar kadar acıyı yüklenenler de gerçekti. Kendi acısının ağırlığını unutup bulabildiği tüm acıları yüklenen, etten kemikten insanlardı.
Kimisini, elindeki son kuruşunu bir yetime verirken duydum. Sofradaki aşını ev halkına yedirmeyip misafirine sunan anlatıldı. Kapı kapı dolaşıp dert dinleyenleri işittim. Dağıtmaktan dolayı iftara bir şey kalmayınca yeniden niyet edenden bahsedildi bolca. Duydum hepsini.
Yolum bir memlekete düştü. Az gidip uz gidip hiçbir yere varamadığımı orada gördüm. Açlıktan ağlayan, yüzü gözü kir pas içinde, elbiseleri lime lime çocuklar… Uzayıp giden kuyrukta bir avuç merhamet dilenen anneler… Bir lokmaya dişsiz ağzıyla kocaman sevinen dedeler… Sokaklarından lağım akan; üstü teneke, duvarları çamur ve tek göz odada sürülen, dünya standartlarına göre gayet kısa bir ömrün sahipleri… Hepsinin suçlusu benim! Yaşananlar masal olmasa da ben bir kahraman olabilirdim.
Çekim bilgileri
Kamera: Nikon D 90
Lens: Nikon 18-105mm
Diyafram: f 5.6
Perde Hızı: 1/400
ISO: 250
Odak Uzaklığı: 105 mm
