Bu yazıda Saraybosna’dan 90 km ötede bir cennet parçasını ziyarete çıkacağız. Buranın en eski yaşam izleri İliryalılar döneminden (İ.Ö. 1500). İllik kavimleri Otariatlar ve Ardilerin yerleşiminden kalma 3500 yıllık tarihî bir şehir. Onların kalıntıları yakınlarda bir yerde bulunmuş. Daha sonra bu bölge Malavico adıyla Roma eyaletinin bir parçası hâline gelmiş. Böylece sadece vadinin değil tarihin de derinliklerinde bir seyahat bizi bekliyor. Yolculuğumuza Via Drina (Drina Yolu) adı verilen ve Drina Nehri’nin aktığı vadinin bir kısmından da devam edeceğiz.

Vişegrad’a gidiş ve dönüşümüz iki farklı yoldan olacak. Sabah en geç dokuzda yola revanız. 40 km sonra Trnovo (Tırnova) bizi karşılıyor. Durmadan devam ediyoruz. Yarım saat kadar daha ormanlık vadi içerisindeki dolambaçlı yolda ilerliyoruz. Foça’ya girmeden önce on beş dakikalık bir orman yolundan sonra meşhur kum piramitlerini görüyoruz. Peri bacalarını andırıyor. Fotoğraf çekiminden sonra Foça’ya ulaşıyoruz. Foça’da çok durmadan son Bosna Savaşı’nda yıkılan ve daha birkaç yıl önce yeniden inşa edilen Alaca Camii’nin fotoğraflarını çekip devam ediyoruz. Foça, Drina Nehri kenarında ormanlık bir dağın eteklerine kurulmuş küçük bir şehir. Biraz ileride Osmanlı Devleti’nin günümüz Bosna sınırları içindeki ilk giriş noktası olan Ustikolina bizi bekliyor. Burada 1448’de Bosna’da inşa edilen en eski camii olan Turhan Emin Beg Camii’ne uğruyoruz. Bu cami de savaşta yıkılmış ve tekrar inşa edilmiş.

Drine Nehri kenarında devam ederken bir sonraki durağımız Gorajde olacak. Yarım saat daha yolumuz var. Bu arada bu nehre neden Drina dendiğine dair bir rivayet paylaşayım. Osmanlı askerleri Ustikolina-Gorajde yakınlarında ilk defa ırmağı geçmek istediklerinde derinliğini ölçmek durumunda kalıyorlar. Bir yeniçeri ırmağa dalıyor. Yüzeye çıkınca suyun derinliğini soran diğer çerilere “Amma derin ha!” diyor. Zamanla “amma derin ha” drina şekline dönüşüyor:) Gorajde’ye girerken Drina ortasında insanların yazları ırmağa girdikleri Ada bizi karşılıyor.

Gorajde’de ilk durak Drina kenarında Kayseri Melikgazi Belediyesi’nin inşa ettirdiği Kayseri Camii. Burada namaz kılmak isteyenler ve ihtiyaç gidermek isteyenler için duruyoruz. Ardından kısa bir yürüyüş yapıyor ve eski taş köprünün yerine yapılan yeni betonarme köprüye kadar 500 metre yürüyoruz. Burada şehirde savaş sırasında hayatını kaybeden anne ve çocukların hatırası için yapılan anıtı ile savaşta vurulmamak için köprü altında yapılan ahşap köprüyü görüyoruz. Eski taş köprünün nehirdeki ayaklarının temelleri hâlâ duruyor.

Ardından Gorajde’de savaşın ilk başladığı nokta olan nehrin batı tarafındaki Rorovi Parkı’na arabayla çıkıyoruz. Harika bir şehir manzarası var. Sırp ordusundan kalma uçaksavarlar ve bir tank bu parkta sergileniyor. Gorajde’ye Sırplar saldırmadan önce altı ay burada hazırlık yapmışlar. Çok durmadan 25 km ötedeki Bijela Voda’ya (Aksu) gidiyoruz çünkü orman havasında iyice acıktık. Burada kısa bir kayak parkuru ve Avrupalı geyik avcıları için küçük villalardan müteşekkil bir orman oteli var. Havuz kenarındaki lokantasında orman manzarası eşliğinde öğle yemeği yiyoruz. Kahvelerimizi yudumladıktan sonra enfes Drina Vadisi manzarası eşliğinde Gorajde’ye geri dönüyoruz. Ağustos ayında yaban mersini de bol bulunur yol boyunca toplamak isteyenlere.

Gorajde’den hemen sonra yolun dağdan yana sol tarafında Tito’nun yaptırdığı sığınak bulunur. İçine girmedik ama epeyce uzun olduğu söyleniyor. Vişegrad’a yaklaştıkça birbiri ardınca uzunlu kısalı tünellere girip çıkıyoruz. 30 tane olduktan sonra saymayı bırakıyorum.

Vadi ortasında Drina Nehri’nin baraj gölü iki tarafında yemyeşil dağlar… İyice şehre yaklaştık. Vişegrad ile ilgili ilk kayıtlar 1433’te Ortaçağ şehri Dobrun’un güçlü Pavloviç hanedanı zamanından kalma. Tepenin üstünde ve hemen Drina Köprüsü’nün yakınında eski şehrin izlerini ya da Pavlovina olarak da adlandırılan (Dük Pavle Radenković’in izinden) kalıntılarını görebilirsiniz. Son dönemeçten önce eski şehrin harabeleri vardır ki iki yerde bulunur ve Gornji grad ve Donji grad (Aşağı şehir ve Yukarı şehir) olarak adlandırılır. 

Drina kenarına indikten sonra yarım saat daha yolumuz var Vişegrad’a. Gelin, biraz daha tarihinden bahsedelim. Zamanında buraya Alman madenciler Saselerin gelmesiyle bugün Vişegrad’ın bir kısmı Sase olarak da adlandırılıyor. Bölgede Constantinus I ve II olarak adlandırılan Roma sikkeleri, Vişegrad Nehri üzerindeki Zupa’da bulunmuştur. Ayrıca VI. ve VII. yüzyıllarından kalma Slovenik seramik kalıntıları, Saraybosna’daki Doğa Bilimleri Müzesi tarafından 1966 yılında Mušići köyünde yapılan araştırmalar sırasında ortaya çıkarılmıştır. Bu kazı, Slovenlerin bölgeye yerleşmesinin kanıtıdır. Sayısız ortaçağ Stećak yerleşim yerlerinden en ünlüleri Velika ve Mala Gostilja olan yakınlardaki Vişegrad’dır. Vişegrad coğrafi, stratejik ve ekonomik konumu nedeniyle çok hareketli bir geçmişe sahip olup tarihte birçok kez orduların hedefi de olmuştur. Stefan Nemanja zamanında bütün bölge Sırp Nemanjići ülkesinin bir parçası hâline gelmiştir. 14. yüzyılın ortalarında Sırp kumandanı Nikola Altomanoviç’in kontrolü altına girmiştir. Daha sonra bölge, Bosnalı Kral Tvrtko tarafından yönetilmiş ve Bosna Krallığına katılmıştır.

Vişegrad’ın eski yerleşim yeri olan Stari Grad’ın alt kısmında yaklaşılması zor kayaların tepesinde, Drina’nın nöbet kulesi olarak kullanılan Kraljević Marko Kulesi adlı bir nokta yer alır. Kaçakçılığın önlenmesi ve Sırp ayaklanmalarını bastırmak için, Türk yönetimi sırasında taştan örülmüş ve yüksekliği 8 m olan oval bir binadır. Evliya Çelebi, Sokollu Mehmed Paşa’nın 1577 yılında Vişegrad kasabasını kurduğunu yazar ancak şehrin biraz yukarısında Vişegrad olarak adlandırılan eski bir yerleşim yerinin de olduğu sabittir.

Türk kaynaklarına göre kent, Osman Paşa tarafından 1544’te alınır ve o tarihten sonra 1878’de bütün Bosna’nın Avusturya-Macaristan tarafından ele geçirildiği Berlin Kongresi’ne kadar Türk yönetimi altında kalır. Avusturya-Macaristan’ın gelişiyle Vişegrad daha derli toplu bir kent merkezi hâline gelir. Su şebekesi inşa edilir, tapu kayıtları tutulur, dar ölçülü demiryolları ve diğer devlet binaları yapılır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Vişegrad, Bosna ve Hersek’in de bir parçası olduğu Yugoslav Krallığının bir parçası hâline gelir. Günümüzde Vişegrad, Bosna-Hersek’te özerk Sırp Cumhuriyeti’nin bir şehridir.

Bu kadar bilgiden sonra şehri görelim artık değil mi? Gözetleme kulesini gördükten bir iki dakika sonra karşımızda tüm endamıyla Sokollu Mehmed Paşa’nın Drina Köprüsü… Bosna Hersek ve Doğu Avrupa’daki köprülerin mimari bakımdan en güzellerinden biri olan yapı, 1571-1577 yılları arasında inşa edilmiş olup Sokol köyünün yakınındadır. Köprü, tarihte Bosna eyaleti ile Osmanlı Devleti’nin başkenti olan İstanbul arasındaki ana yol üzerinde inşa edilmiş ve etrafının gelişmesinde kilit rol üstlenmiştir.

Köprü araç trafiğine kapalı günümüzde. Arabamızla altı kilometre ilerideki yeni beton köprüden geçerek Sokollu Mehmed Paşa’nın hamamında ter atıyoruz. Yorgunluğa sıcak kaplıca suyu çok iyi geliyor. Önceden yer ayırtınca saatlik özel havuz kısmı kiralanabiliyor. Öte yandan büyük havuz kaplıca suyu ile herkese açık. Bir saatlik kaplıca sefası sonrası şehre dönüyor ve köprünün diğer başındaki ücretli park alanına bırakıyoruz. Artık akşam oldu. Köprüye sadece 20-25 metre uzaklıktaki lokantanın balkonunda Drina’dan tutulmuş alabalık ile akşam yemeğimizi yiyoruz, yanında yaban mersini meyve suyuyla. Ardından açık havada kahvelerimizi yudumlayıp dinlenmeye çekiliyoruz. Otelimiz lokantanın üst katında. Harika bir ışıklandırması var. İsteyen arkadaşlar köprü üzerinde gezintiye çıkıyor.

sokollu

Ertesi sabah kahvaltı sonrası ilk durağımız Sırbistan sınırı içerisindeki Drvengrad. Yolculuk yaklaşık yarım saat kadar sürüyor. Yapının asıl adı Almanca Küstendorf. Drvengrad, ahşap şehir olarak tercüme edilebilir. Aklınıza tahtalı köy gelmesin:)

Aslen Saraybosnalı Müslüman bir ailenin çocuğu olan Sırp film yönetmeni Emir Kusturica burasını 2003-2004 yılları arasında Life is a Miracle filmi için inşa ettirmiş. Sırbistan’ın batısındaki Mokra Gora (Dumanlı Dağ) köyünün yakınındaki bu sinema köyü, Kusturica’ya, 2005 yılında Philippe Rotthier Avrupa Mimarisi ödülü kazandırmış.

Küstendorf’ta Ivo Andrić Kütüphanesi ve heykeltıraş Dragan Jovićević’in onuruna Macola adında bir sanat galerisi bulunur. Ayrıca Stanley Kubrick Tiyatrosu, bir spor salonu, bir restoran, bir pastane ve bir hediyelik eşya dükkânı var. Ana yapıda, sinema salonu, oturma odası, misafir odası, kapalı avlu, yüzme havuzu, spor salonu, sauna ve Kusturica ailesi için özel odalar vardır. Köyün ortasında bir Sırp-Ortodoks Kilisesi yer alıyor. Daha fazla bilgiyi gelince öğrenirsiniz:)

2008’den beri köyde her yıl dünyanın her yerinden film ve müziklerin sergilendiği Küstendorf Film ve Müzik Festivali yapılmaktadır. 2010 yılında aktör Johnny Depp tarafından ziyaret edilmiştir. 

Drvengrad’daki kahve içimi sonrasında bir sonraki etkinliğimiz 15 dakika uzaklıktaki tarihî Šargan tren istasyonuna yürümek. Turistik tren yılın belli aylarında açık. Tren belli saatlerde kalkıyor. Ormanlık tren yolunda eski çufçufla farklı bir eğlence sonrası Vişegrad’a geri dönüyoruz. Vişegrad’ın kalbî yerindeki turistik Andriçgrad’da margarita yiyeceğiz. Andriçgrad iki ırmağın birleştiği noktada bir yarım ada üzerine kurulu. Üç tarafı su. Ücretli otoparka aracı bıraktıktan sonra pizzalarımızı yiyoruz. Az ilerideki küçük meydandaki kafelerden birinde birer kahve ısmarlıyoruz. İsteyenler ırmak kenarında fotoğraf çekiyor. Ayrıca meydanda İvo Andriç’in heykeli var. Kapıdan girişte de Sokollu Mehmed Paşa ile abisinin heykelleri yer alıyor. Turistik köyün girişinde üç farklı mimaride inşa edilmiş kuleler bulunuyor. Bunlar şehrin  tarihteki üç dönemine ait: Roma, Bizans ve Osmanlı.

Bu meydan yıl içerisinde birçok sanat etkinliğine ev sahipliği de yapıyor. Kısa bir alışveriş ve gezinti sonrası arabayla beş dakika ilerideki Vişegrad Köprüsü’ne ulaşıyoruz. İlk işimiz Kaptan Igor’un teknesiyle Drina üzerinde yarım saatlik bir tur. Kişi başı 5 euro. Kaptanımız Vişegrad’ın tarihini, İvo Andriç’in yaşadığı evi, Sokollu Hamamı’nı vs. anlatıyor. Şehir üzerine yazılmış enfes bir sevdalinka olan  U lijepom starom gradu Višegradu çalıyor. 

Teknemiz Sokollu’nun köprüsünün ayaklarının arasından geçiyor ve dönüyor. Biraz daha vaktimiz var. Onun için köprünün diğer tarafındaki tepelikten yol kenarına inen “Zipline”la kayanlarımız da oluyor. Son olarak Saraybosna dönüş yolundayız.

https://en.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCstendorf