Bir derin, bin enin inilti nâle;
Dönen dert içinde kimindi nâle?
Hâlinden haykıran sükût hecesi,
Sözün simasından silindi nâle.
Sıla ezgisinin mahrem durağı,
Damlada dağ saklı sular uğrağı.
Etti lime lime, vurdu yüreği;
Renk renk merceğinde kırıldı nâle.
Dağlanmış yaradan yansır im(l)ası,
Ötesiz neşveye yok iltiması.
Kızıl ufuklardan gökçek siması;
Pahasız, sedasız bilindi nâle.
Şekvasız nağme mi, yoksa nara mı?
Sebatla tartılır ak mı kara mı?
Ardında bin yağır yürek meramı,
Lügatler dolusu dilindi nâle.
Ey âşık, keremi elden dileme!
Dertten şerbet devşir meşhur çilene.
Eşiğe baş koyup erkân bilene;
Mektepsiz, rahlesiz ilimdi nâle.
Güleç duvarlarda yanılmaz yankı,
Ne sözler sırlanmış Allah ayan ki…
Salınır kaç dize gölgeden sanki,
“Âh!” tan beste beste dizildi nâle.
Kalem at koşturur Yusuf çâhında,
Yıldızla teyelli leylin mahında.
Cetvelsiz, şakülsüz gam tezgâhında;
Hazlar dilim dilim dilindi nâle.
Gelgitler yaşanır bir anlığına,
Mal olmuş inilti dil benliğine.
İcabet zamanı sur şenliğine;
Karıştı, gark oldu, silindi nâle.
Ebedîlik çağrı her notasında;
Eridi, arındı dert potasında.
Meyleri topladı kâfur tasında,
Mahşer sabahında dirildi nâle.
Alırım, veririm, her nefes elem;
Söyle gönlüm söyle, nedir meselem?
Her sırrın tarifi “Hû!”dur vesselam;
Bunca naz, bunca söz, “Bir”indi nâle.
