Kıyıya vuran hırçın dalgalar nasıl büyük taşlara çarpa çarpa köpürüyorsa, acılarım da aynı şiddetle ruhumun duvarlarına çarpıyor. Her darbe, içimde yeni bir çatlak açıyor; her geri çekiliş, bir sonrakinin daha sert geleceğini fısıldıyor.
Öylesine ağlıyorum ki eğer yanaklarım taş olsaydı, çoktan yosun tutardı; gözyaşlarımın tuzu, hızla akıp giden zamanın acı bir baharatı olurdu.
Kendimi bir bitki gibi hissediyorum: Sessiz, ıslak, sahipsiz bir yosun bitkisi. Bir yosun ki köklerinden yoksun, bir yosun ki toprağını kaybetmiş; tutunduğu yerler, hayata bağlayan ince damarlar kopmuş… Birer birer sökülmüş… Ve bir yosun ki rüzgârın savurduğu, dalganın sürüklediği, nereye gittiğini bilmeyen bir parça.
Yosunların gövdesi olmaz ama bazı türleri vardır ki ağaç gövdelerine sımsıkı sarılır. Belki kendilerini kandırırlar belki de yönlerini bulmaya çalışırlar. Ufka bakarlar, kuzeye bakarlar, düşledikleri memleketlere bakarlar. Oysa o memleket, nice deniz kızının yaşadığı bir ülkedir. Yine de o masala inanmak isterler çünkü bazen masal, gerçeğin ağırlığından daha taşınabilir gelir.
Yosun, arada bir güneşle buluştuğu hâlde neden hiç kurumaz? Mutluluk kapımı çaldığında, ızdırap niye o kapıyı mutluluğun yüzüne çarpar?
Çünkü yosun bilir ki deniz mutlaka gelecektir; yeniden ıslanacaktır. Ve ızdırap da bilir ki mutluluk gelse bile bir kahve içip kalkacaktır. Mutluluk misafirdir, ızdırap ise evin anahtarını çoktan cebine koymuştur.
Bir balıkçı geliyor elinde oltasıyla. Sandalına binerken yosunların üzerine basıyor ayaklarıyla. Bastığında vicdan azabı çekmiyor hatta onları fark etmiyor bile. Çünkü yosun, onun gözünde bir canlı değil, bir yüzeydir. Peki başı dik, onurlu bir güle; karların içinden çıkıp hayata meydan okuyan bir kardelene de aynısını yapabilir miydi? Gülün kokusu, kardelenin cesareti, insanın içindeki saygıyı uyandırır. Yosun ise sessizdir; sessiz olan, çoğu zaman görünmez olur. Görünmeyen ise kolayca ezilir.
Oysa bilmez balıkçı; yosun, en sert kayayı bile zamanla yumuşatır. Gül solar, kardelen kopar; yosun ise hayatta kalır. Sessizliğinde bir direnç, ıslaklığında bir hafıza, sahipsizliğinde bir inat vardır. Yosun, kimsenin değer vermediği yerde bile yaşamayı başarır.
Yosun ibret vericidir. Yaşamak için kök salmak yerine tutunmayı bilir. Bize de hızla akıp giden hayatı sahip olduklarımızla değil, vazgeçemediklerimizle yakalamayı öğretir.
