I.
bir bahar senfonisi
çalıyor rüzgâr hafiften,
muattar sokaklarında şehrin.
manolyalar salınıyor öbek öbek-
her köşebaşında, zarifçe güzellikten;
fildişi, eflatun, gül pembe…
yerle omuz omuza sanki gök kubbe,
şefkatle okşuyor savruk hislerimi;
garazın faturasını keserken toprak
akasya gölgesine sığınıyor düşlerim larpadak!
insancıl dizeler uğruyor ruhuma ‘şiraz’dan
bir bahar senfonisi
çalarken rüzgâr hicazdan.
ne evla bir keremmiş bu elhak, nisandan
uyanır gibi makûs bir karabasandan!
II.
aheste yürüyorum
asırlık, taş kaldırımlarda…
başımın üstünde antrasit bulutlar,
maviler akıyor efkâr koyumdan
katıksız umutlar örüyorum altın kumdan-
beyaz bir pencere açılıyor içimde:
karşımda masallardan fırlamış konaklar,
rengârenk bahçeler süzülüyor önlerinde;
nazlı nergisler, mis kokulu leylaklar…
kulağım şehnaz kuş şarkılarında
yorgun omuzlarımı sarıyor sema,
aheste yürürken
asırlık, taş kaldırımlarda.
ne mutena meşhermiş bu meğer, nisandan
perde perde namütenahi bir ihsandan!
III.
bahar havası alıyorum usuldan
semra şakaklarıma düşüyor damlalar
toprak huruşan, ağaçlar vakur,
coştukça coşuyor serince yağmur…
‘dürr-i yetîm’ bir özlem düşüyor yüreğime
yol alırken ömrün sedef kakmalı boylarında!
ıslak bir dua âdeta, güllerin kokusu
çocukluk hislerimi kabartıyor; saf, duru-
körpe erik dallarına uzanırcasına…
gümüşten bir çerçeve gülüşümde
damlalar düştükçe yeniden anlıyorum;
daha güzel mevsim olmadığını çocukluktan,
bahar havası alırken usuldan.
ne latif bir rahmetmiş zahir bu, nisandan
insanın insandan gafil yaşadığı an.
