Günün birinde Türkiye derken gözlerinin içinde aydınlık bir tebessümü uyandıran biriyle karşılaşırsan onunla derûni dilden musafaha et; o da bir timsahtır. Ve timsah kelimesinin Türkçedeki tek kafiyesi ‘Ah’tır. Ah! Buruk bir hikâyedir bu; denize düşen yağmurların ahvalini beyan eder. Yatağına kırgın ırmakların, kaldırımlara döşenen yakutların, üstüne fermanlar yazılmayı beklerken bakkal defterliğine layık görülen ‘tabula rasa’nın (beyaz kâğıt) meselesidir. Bile bile aldanan, kaybettiğine değil, aldatıldığına yanan ve neticede hesabı gülümseyerek imzalayan bir neslin inkisarıdır. O ne şahane bir tegafüldür! O, timsahlar neslinin hikâyesidir (Alkan, 2009, s. 137).
Bu ifadeler, ne yâre ne de zülfüyâre dokunmadan söylemesini bilen Ahmet Turan Alkan’a aittir. Bu paragrafta bir siyasi eğilimin kendisine yaşattığı hayal kırıklığını, efradını cami, ağyarını mâni şekilde çok veciz ifade etmektedir. Biraz mizahi ama bir o kadar da derin üslubu sayesinde karmaşık meseleleri kolaylıkla izah etmek biraz da ona mahsustur dense mübalağa olmaz. O, gazeteciliğin sakin ve ağırbaşlı kalemiydi. Hatta kelimeyle ahlâak arasında bağ kurabilen bir fikir işçisiydi. Nitekim bir denemesinde, “Kelimeyi hoyratça kullananın düşüncesi de hoyrat olur; çünkü dil, zihnin edebidir.” (Alkan, 2015, s. 23) der.
Doğumu ve Eğitimi
Ahmet Turan Alkan, 1954 yılında Sivas’ta doğdu. İlk ve orta tahsilini Sivas’ta tamamladı. 1978 yılında Ankara SBF’nin İdare ve Siyaset Bölümünden mezun oldu. Sivas’ta üç yıl süreyle mahallî basında çalıştı. Çeşitli dergilerin yayımlanmasına katkı sağladı. Askerlik hizmetini (1980) Tatvan’da yedek subay olarak yaptı. Askerlik sonrası üç yıl serbest çalıştıktan sonra 1985’te Cumhuriyet Üniversitesinde akademisyenliğe başladı. 1987’de yüksek lisans eğitimini, 1991’de doktora çalışmasını tamamladı. 1993’te yardımcı doçentliğe atandı. 1994’te Cumhuriyet Üniversitesi bünyesinde kurulan İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesine geçti. Buradan emekli olduktan sonra Türkiye Günlüğü, Tarih ve Toplum, Dergâh, Türk Edebiyatı, Yeni Türkiye dergilerinde yazılar kaleme aldı. Ayrıca yirmi yılı aşkın köşe yazarlığı yaptı (Kuzucular, 2015).
Edebî Yönü
Alkan’ı sadece bir köşe yazarı, bir denemeci ya da bir hatıra yazarı olarak tanımlamak eksik olur. Çünkü onun metinleri türler arasında değil, daha çok hâller arasında dolaşan türdendir. Hüzünle ironiyi, siyasi şuurla ferdî rikkati, tarih bilgisiyle gündelik hayatın inceliklerini aynı cümlede buluşturabilen bir yazı disiplinine sahiptir.
Sivas’ta başlayan hayatı, Anadolu’nun ağırbaşlı diliyle şekillendi. Bu dil, sonradan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde aldığı resmî eğitimle değişmedi; aksine onun yazılarında nadir rastlanan bir terkip hâline geldi. Mülkiye’nin soğukkanlı analiz geleneği ile taşra irfanının derin rikkati onun üslubunda birbirini törpülemeden kardeşçe yaşadı. Çünkü ilk yazılarında bile cümlenin sadece bir fikir taşıyıcısı değil, ahlaki bir sorumluluk alanı olduğu hissini verir.
Metinlerinde sıkça karşılaşılan melankoli, karamsar bir ruh hâlinin değil; geçiciliğin farkında olmanın doğurduğu bir dikkat hâlidir. Hikâye Biraz da Böyledir kitabında, gündelik hayatın küçük sahnelerinden büyük hakikatlere yürürken şöyle der: “İnsan, kaybettiklerini hatırladıkça değil; hatırlamaktan vazgeçtiğinde fakirleşir.” (Alkan, 2007, s. 41) Bu ifade, Alkan’ın yazı dünyasını gösteren anahtar cümlelerden biridir.
Onun kelimelerle oynama ustalığı, sırf süs olsun diye yapılmış bir ifade biçimi değildir. İlk bakıldığında mizahi gibi görünse de bu, geleneğin içinden gelen ciddi bir kalemşörlük göstergesidir. Bir yazısında Türkçenin kaderini anlatırken; “Bazı kelimeler vardır, artık kullanılmaz sanırsınız; meğer onlar susmuş, bizi bekliyordur.” (Alkan, 2015, s. 67) ifadesi onun fikrî maharetini gösterir.
Bu dil hassasiyetinin ironik yüzü ise Recai Güllapdan imzasıyla yazdığı metinlerde belirginleşir. Aslında Güllapdan, onun mizah maskesi değil; hakikati dolaylı söylemenin zarif bir yoludur. Mesela bir Recai Güllapdan yazısında; “Memlekette herkes her şeyden anlar oldu; bilmediğini bilen kalmadı. Ben de bu yüzden hiçbir şeyden anlamamaya karar verdim.” (Güllap, 2009, s. 17) şeklindeki ironi, aslında bir geri çekilme değil, tam aksine yüksek bir eleştiri üslubudur.
Alkan’ın köşe yazılarına bakıldığında, genellikle günlük politikanın gürültüsüne kapılmadan yazdığı görülür ve yazılarında çoğu zaman doğrudan hüküm vermekten kaçınır. Fakat bu kaçınma bir belirsizlik değil, bilinçli bir ahlaki tercihtir ki “Her şeyi söylemek mümkün olabilir; ama her şeyi söylemek mecburiyet değildir.” (Alkan, 2012, s. 23) cümlesi, bu tavrını özetler. Maalesef bu ahlaki duruş, onun ağır bir bedel ödemesine neden olur. Mahkeme müdafaasında kurduğu cümleler, onun yazarlık motivasyonunu resmeder ve “Ben yazıyı bir çağrı aracı değil, bir vicdan muhasebesi olarak gördüm.” (Alkan, 2018, s. 4) der. Devamında “Yazılarımda devleti değil, insanı merkeze aldım; çünkü devletler değişir, insan kalır.” (Alkan, 2018, s. 7) diye ifade eder. Çünkü Alkan için yazmak, baştan itibaren bir şahitlik meselesidir ki bir eserinde; “Şahitlik, taraf olmak değildir; hakikatin yanında durabilme cesaretidir.” ifadesini kullanır. (Alkan, 2015, s. 112).
Alkan’ın metinlerinde sıklıkla geçmiş vurgusu görülür. Bu nostaljik bir kaçış değildir. Zira o, geçmişle bugünü yargılamak için değil; bugünü anlamak ve anlamlandırmak için çağırır ki “Geçmiş, sığınılacak bir liman değil; yüzleşilecek bir aynadır.” (Alkan, 2010, s. 19) ifadesi, bunun bir yansımasıdır. Ayrıca bu yüzleşme cesareti, onun edebî kişiliğini belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Bu yönüyle ne tamamen muhafazakâr klişelere yaslanır ne de modernliğin kolaycı sloganlarına teslim olur. Tam aksine mutedil bir duruş sergiler ki bu, kararsızlık değil bilinçli bir ahlaki duruştur.
Onun yazılarını takip eden okur, yalnızca bir fikirle değil; aynı zamanda bir nezaket ve yapıcı üslupla karşılaşır. Bu üslup bağırmaz fakat suskun da değildir. Bir eserinde geçen; “Yüksek sesle konuşmak, çoğu zaman düşüncenin değil, boşluğun işaretidir.” (Alkan, 2016, s. 58) ifadesi, buna güzel bir misaldir. Bu yüzden onun metinleri gündemle ilintili gibi görünse de hızlı tüketilmez.
Alkan’ın yayımlanmış toplamda yirmi kadar eseri vardır. Bu kısacık biyografide hepsinden bahsetme imkânı yoktur elbet. Fakat her satırıyla Sivas sevdası, memleket hasreti, ilim aşkı kokan Altıncı Şehirden söz etmemek olmaz. Bu kitapta, kaybolan semt adları, değişen sokak isimleri, susturulan cami avluları ve aceleye kurban edilen mezarlıklar üzerinden, şehrin hafızasına ve edebî ruhuna yas tutar. Dolayısıyla bu eser, bir nostalji değil hafıza ahlakıdır. Başlığıyla Tanpınar’ın Beş Şehir eserine gönderme yapan Alkan, bu eserde Sivas üzerinden diğer şehirleri anlatırken “Yerden mantar gibi biten betonarme binaların her gün biraz daha birbirine benzettiği şehirler, sadece dış görünüşlerini değil, ruhlarını da yitiriyor; şehirlerin hakiki yerlileri, kelaynak kuşları gibi soyları tükenmekte olan cins adamlardır.” (Alkan, 2013, s. 45) ifadesiyle modernleşmenin getirdiği ruhsuzlaştırma etkisine işaret eder. Böylece eser, sadece bir bellek çalışması olmayıp aynı zamanda şehir ile insan arasındaki derin ilişkiyi koruma arzusunu edebî ve ahlaki bir dille anlatır.
Uzun lafın kısası Alkan, edebiyat ile fikri, ironi ile hüznü, şahsi tecrübe ile toplumsal vicdanı aynı cümlede buluşturabilen fikrin ahlak işçilerinden birisiydi. Bu yüzden yazıları, bir dönemin tanıklığı olduğu kadar, Türkçenin hâlâ derinlikli düşünceye imkân verdiğinin de bir delilidir.
Alkan, 72 yıllık kısa denebilecek ömrünü, düşüncelerini yazıya dökmekle geçirdi. Ancak o da her âdem gibi fâni ömrünü, takvimler 21 Ocak 2026’yı gösterirken, ardında hatırlanacak muhteşem bir fikir ambarı bırakarak gitti. Bursa Fethiye Mezarlığına defnedildi. Mekânı Firdevs olsun.
Kaynaklar
Alkan, A. T. (2007). Hikâye Biraz da Böyledir. İz Yayıncılık.
Alkan, A. T. (2009). Yatağına Kırgın Irmaklar. İz Yayıncılık.
Alkan, A. T. (2010, Mayıs 5). Memleket Meseleleri.
Alkan, A. T. (2012, Ocak 21). Sözün Sınırı.
Alkan, A. T. (2013). Altıncı Şehir. Ötüken Neşriyat.
Alkan, A. T. (2015). Bir Hayat Düşüncesi. Kapı Yayınları.
Alkan, A. T. (2016). Saatleri Ayarlama Enstitüsü Üzerine Notlar. Kapı Yay.
Alkan, A. T. (2018). Mahkeme Savunması. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi.
Güllap, R. (2009, Mart 12). Köşede Durmak.
Kuzucular, Ş. (2015, Temmuz 25). Ahmet Turan Alkan Hayatı ve Eserleri. Edebiyat ve Sanat Akademisi.

Allah rahmet eylesin.