“Vakit hüzzam, yıldızların kırılgan ışıklarına sarılıp ağlamak istiyorum,

Doluyum dolunay kadar.

Gecenin umarsızlığına gözyaşlarımla dalmak istiyorum,

Hedefimde şafağa iki büklüm ulaşmak var. 

.

Düşlerim karıncalı, gönlüm poyrazın pençesinde yorgun,

Felek, peşimi bırak bari bu akşam!

Hıçkırıklarım göğün sonsuzluğuna dikilen, sulu göz bir heykel olsun.

Gölgemin altına gömüleyim, ecele tutulursam.

.

Yaşım kırk, canım bedenime çok geliyor artık, çok!

Ruhun yorulması ne zor işmiş…

Karanlığın en onulmazında, yas için yâr da yok, yâren de yok;

Hüzünler, yalancı ayna gibi cana ilişmiş.

.

Biraz melankoliğim, çığ gibi kasavet yürüyor sessizce üzerime;

Gözlerim, bugündür, o gün!

Dermandır belki, gönlümün en ücra köşesine çöreklenen kederime,

Hıçkırıklarım, coşun da odam matem yerine dönsün…

.

Ne zamandır bir işaret arıyordum bu köhne şehrin ışıklarından, 

Şebiyeldaymış meğer el eden.

Kandırılmışım çocukluk masallarının kahramanları tarafından, 

Bu savrulanlar, kopan sayfalarmış ömrümün defterinden…”