daireler çiziyorum, nereye çarpacağımı bilmeden 

avucunda unuttuğum ellerime dokundukça

uç uca ekliyorum onları parmaklarım pergel

dudak kenarlarını yukarı çekip elmacık kemiklerine sabitlesem

kaslarım elimdeki kömürden tükürüyor seni üstüme

.

uzaktan alınan ölçünde bedenin tek gözümü kapatır

oranların çenene düşen kavislerinle alnından aksa 

kendi rengine aç formundan yitik bir duygu çıkar gözlerine

kâbuslarının katili ben değilim! hislerimin evinde senden uyanınca mevsimlerim  

hep aynı yaşta kalacak sandığın korkularınla siyah örtüden bir kefenle saklıyorum! 

al işte! kocaman turuncu dağ akan damarlarıma karışıp da batmayan gözlerin

.

ne zaman çocukluğun  geçse önüme kırmızı salıncak kurar

ayaklarım sözlerine takılsa diye beklerim gökyüzüne

ah o dönüp duran kırmızın var ya 

mayalanan kaoslarda şüphelerime uzadıkça “bir, iki, üç, tıp!”

bozup yalnız oynadığım rulette rapunzellidir yıllar, kimse bilmez

göz kapağına bir sus işareti 

sona kalan hurman pijamalarımı giyer, uyur rüyalarıma

.

kalıpsız büstünün imzası  

ellerime düşürdüğün boşluğun doldurduğu uçucu bir element

kaybettiğin is kokulu maymuncuğumda

al işte!